Lozanantlaşmasını “devleti olmayan bir hükümet” imzaladı diyorsunuz. Zaten Lozan’ı savunanlar da “Lozan ülkemizin tapusudur” derken aynı şeyi söylüyorlar. Lozan antlaşması ile Osmanlı toprakları paylaştırılmış, onlarca devlet tarih sahnesine çıkmıştır. bunlardan birini de bize bağışlamışlar.
Tarihi gerçekleri çarpıtarak Lozan’nın değerlendirilemeyeceği açıktır. Gelinen noktada ya Sevr ya da Lozan seçenekleriyle karşı karşıyayız. Sevr; bölünmek, parçalanmak ve esaret olduğuna göre Lozan; bağımsızlık, insanca yaşamak ve milli onurumuza sahip çıkmak demektir. Bu tespit, bir hayal ya da bir senaryo değildir.
Misak-ı Milli’den İlk Taviz Verildi ‘’Moskova Antlaşması’’ (1921) Moskova’da süren görüşmeler sonrasında TBMM ile Sovyet Rusya arasında 16 Mart 1921 tarihinde Moskova Antlaşması imzalandı. Sovyet Rusya Batum’un bırakılması karşılında Misak-ı Milli’yi tanıdı. Batum’un kaybedilmesi Misak-ı Milli’nin ilk
Milli mücadelemizi, büyük bir diplomasi zaferiyle taçlandırdığımız Lozan Barış Antlaşması’nın yıl dönümünde tekrar söylüyorum. Lozan'ın resmi bayram olarak kabul edilmesinin teklifi olacaktır. Lozan, ülkemizin tapu senedidir!" ifadesini kullandı.
MisakI Milli Hakkında Detaylı Bilgi. MİSAK-I MİLLÎ (ULUSAL AND) Sivas Kongresi sonuçları ülke çapında büyük coşkuyla karşılanmış, milli hareketin her yerde egemen olduğu düşüncesi giderek güç kazanmıştı. Atatürk, 27 Aralık 1919 'da Ankara 'ya geldi. Türk Kurtuluş Savaşın ın ve yeni kurulacak milli Devletin
Sosyal bilgiler Öğretmeni paylaşımları Sosyal bilgiler dersi yardımcı çalışmaları sunumlar,slaytlar vs.
iKaDxS. Lozan ve Sevr antlaşmalarını değerlendirdiğimizde, Lozan antlaşmasının özellikle Sevr antlaşmasına göre, aynı zamanda Dünya Savaşından yenik çıkan diğer devletlerle imzalanan barış antlaşmalarına göre önemli şekil ve içerik farklılıkları içerdiği 1. 1. 1. 1. Birinci Dünya Savaşına son veren barış antlaşmaları, galip devletler tarafından hazırlanmış ve mağlup devletlere zorla dikte ettirilmiştir. Lozan antlaşması ise devletlerin eşitliği prensibine saygı esasına göre hazırlanmış, karşılıklı anlaşma ve uzlaşma yolu ile barışa varılmıştır. 2. 2. 2. 2. Diğer barış antlaşmalarının hepsinin başında Milletler Cemiyeti Misak-ı yer almıştır. Lozan antlaşmasında ise yer almamakta ve Lozan Antlaşması şekil bakımından diğer antlaşmalardan ayrılmaktadır. 3. 3. 3. 3. Harpten sonraki barış antlaşmalarında harp tamiratı, mağlup devletler için ağır bir yük teşkil etmiştir. Lozan Barış antlaşmasında böyle ağır bir yüke yer verilmemiştir. 185 NUR, s. 87. 186 NUR, s. 85. 187 NUR, s. 88. 188 Reha PARLA, Belgelerle Türkiye Cumhuriyeti’nin Uluslararası Temelleri, Lefkoşe, 1987, s. 261. 4. 4. 4. 4. Harp sonrası barış antlaşmalarında, mağlup devletler, savunma haklarından ya tamamen mahrum kalmışlar ya da bu hakları geniş ölçüde elde etmiştir. Lozan’da genel anlamda istiklal ve hâkimiyeti kısıtlayacak bir hükme yer verilmemiştir. 5. 5. 5. 5. Harbe son veren antlaşmalarda, iktisadi ve ticari hususlara sınırlayıcı hükümler yer almaktadır. Lozan’da buna benzer hükümle mevcut değildir. 6. 6. 6. 6. Harp sonrası barış antlaşmalarında galip devletlerle mağlup devletler arasında harpten önce akdedilen antlaşmalardan hangisinin yeniden yürürlüğe girmesi hususunda galip devletlerin seçim hakkı vardır. Lozan Barış antlaşması ile yeni Türkiye, harpten önceki mukavelelerden doğan bütün yükümlülüklerinden kurtulmuştur. 7. 7. 7. 7. Özellikle çağımızda arz ettiği önem bakımından, birinci Dünya Savaşından sonra imzalanan hiçbir barış antlaşmasının yaşamadığı, Lozan Barış Antlaşmasının ise antlaşmalar arasında hala makbul olduğu, koruduğu hukuki ve siyasi düzenin devam ettiği dikkati çekmektedir. Sınırlar Meselesi189 1. Sevr Antlaşmasında sınırlar Gerileme ve çöküş döneminde her geçen gün toprak kaybeden Osmanlı Đmparatorluğu bir mağlup devlet olarak imzaladığı Sevr Antlaşmasında topraklarının hemen tamamını kaybediyor, elinde kalan bir avuç toprak parçasında da esir denebilecek şartlar altında yaşamaya mecbur bırakılıyordu. Buna göre sınırlarımız Đzmir ve etrafındaki toprakların önemli bir kısmı Yunanistan’ın kontrolünde bırakılmıştır. Bu işlem ise antlaşmasının 69. Maddesinde şöyle açıklanmaktadır; Đzmir kenti ile sözü edilen topraklar üzerindeki Türk egemenliği altında kalmaktadır. Bununla birlikte, Türkiye Đzmir kenti ile sözü edilen topraklar üzerindeki egemenlik haklarının kullanımını Yunanistan’a devretmektedir. Bu egemenliğin işareti olmak üzere, Türk bayrağı kentin dışındaki bir kaleye sürekli çekili kalacaktır. Bu kale başlıca Müttefik devletlerce seçilecektir. Güney sınırımız ise kısaca şöyle belirlenmiştir; Mardin, Urfa, Gaziantep, Amanos dağları ve Osmaniye’nin kuzeyinden geçmekte ve bu sınırın güneyi Fransa’ya 189 bırakılmaktadır. Böylece buralarda bir Kürdistan kurulabilecektir. Kürt devleti ile ilgili madde anlaşmada şöyle yer almaktadır. Fırat’ın doğusunda kalan, ileride saptanacak Ermenistan’ın güney sınırının güneyinde ve 27. maddenin 11/2 ve 3. fıkralarında tanımlanan Suriye ve Irak ile Türkiye sınırı kuzeyinde, Kürtlerin sayıca üstün bulunduğu bölgelerin yere özerkliği için, iş bu anlaşmanın yürürlüğe konulmasından başlayarak 6 ay içinde, Đstanbul’da toplanan ve Đngiliz, Fransız ve Đtalyan Hükûmetlerinden her birinin atadığı üç üyeden oluşan komisyon bir plan taslağı hazırlayacaktır. Herhangi bir sorunda oybirliği oluşamazsa sorun komisyon üyelerince kendi hükûmetlerine götürülecektir. Bu plan, Süryani-Keldaniler ile bölgelerin içindeki öteki etnik ve dinsel azınlıkların korunmasına ilişkin tam güvencelerde kapsayacaktır. Bu amaçla Đngiliz, Fransız, Đtalyan, Đranlı ve Kürt temsilcilerden oluşan bir komisyon incelemelerde bulunmak ve işbu anlaşmaya göre Türkiye sınırının Đran sınırı ile birleştiği yerlerde Türkiye sınırında yapılması gerekebilecek düzeltmeleri kararlaştırmak üzere bu bölgeleri ziyaret edecektir. Yunanistan sınırı ise hemen hemen Đstanbul’un bittiği yerden başlıyordu. Ayrıca Türkiye Gökçeada ve Bozcaada’yı Yunanistan’a bırakıyordu. Anlaşmaya göre yukarıda belirtilen yerler Türkiye’nin elinden çıkmakla beraber bize bırakılan topraklarda müttefikler arasında nüfuz bölgelerine ayrılıyordu. Buna göre Đtalyanlar Antalya ve Konya, Fransızlar Adana, Sivas ve Malatya, Đngilizler ise Irak’ın kuzey kısmında nüfuz sahibi 2. Lozan’da Sınırlarımız Güney sınırımız Lozan anlaşmasında güney sınırımızla ilgili olarak daha önce Fransa ile yaptığımız Ankara anlaşması teyit ediliyordur. Ancak Irak sınırımızla ilgili mesele çözülememiştir. Buna göre Türkiye ile Irak arasındaki sınır dokuz ay içerisinde Türkiye ile Đngiltere arasında anlaşma yoluyla saptanacaktır. Anlaşma sağlanamazsa sorun Milletler Cemiyetine götürülecektir. Sonraları bu sorun mevcut durumun muhafazasının her iki tarafın da kabulüyle çözülmüştür. 190 Batı sınırı Yunanistan ile sınırımız Lozan Antlaşmasında Misak-ı Millide olduğu şekilde kabul edilmiştir. Buna göre Meriç Nehri sınır olarak düzenleniyor. Gökçeada ve Bozcaada Türkiye’de Azınlıklar Meselesi Türkiye’de yaşayan azınlıklar tarihin her devrinde batılı devletlerin içişlerimize karışmak için kullandıkları bir konu olmuştur. Tabiatıyla azınlıklar konusunda Sevr ve Lozan belgeleri arasında büyük farklılıklar vardır. 1. 1. 1. 1. Sevr Antlaşmasında Azınlıklar Sevr antlaşmasında azınlıklar ile ilgili hükümler, antlaşmanın 140 ve 150. maddeleri arasında yer alır. Anlaşma sonunda, Türkiye anlaşmada yer alan azınlıklarla ilgili hükümleri kabul ediyor ve daha sonra ilan edeceği hiçbir kanun buyruğunun bu hükümlere aykırı olmaması garantisini veriyordur. Ayrıca anlaşmada Türkiye’de son zamanlarda bir terör rejimi bulunduğu vurgulanıyor ve bunun paralelinde 1 Kasım 1914’ten itibaren Müslümanlığa geçen vatandaşların Müslüman sayılmaması ölenleri ve kayıp olanları bulmayı zararlarını karşılamayı kabul ediyordu. Bütün bunlarla beraber Türkiye’den azınlıkların orantılı temsilini sağlayacak bir seçim sistemi, diğer uyruklara mensup vatandaşların kendi okullarını açmalarına ve kendi dillerinde eğitim yapabilmelerine izin verilmesi, daha önce azınlıklara mensup vatandaşlara verilen çeşitli imtiyazların devam ettirilmesi, bütün soy azınlıklarının kilise ve okul konularında özerkliliğinin tanıması isteniyordur. Şurası açıktır ki yukarıda sayılan hiçbir maddenin ulusal bağımsızlıkla bağdaşması düşünülemez. Sınırları ile zaten esir duruma düşürülmüş olan Osmanlı Đmparatorluğu kendi tebaasında olan azınlıklar üzerindeki haklarını da yitiriyor ve bağımsız bir Türk devletinden bahsetmek imkânsız hale 2. 2. 2. 2. Lozan Antlaşmasında Azınlıklar Lozan Antlaşması ile azınlıklar başta Türk vatandaşlarından ayrı bir statüye sahip olma hakkını kaybetmiştir. Bütün azınlıklar Türk vatandaşları ile aynı haklara sahiptiler. Gayri Müslim vatandaşlar kendi dillerinde 191 PARLA, s. 269. 192 eğitim yapabilme hakkında belirli şartlar altında sahip olmakla beraber, Türkiye’nin zorunlu Türkçe eğitim hakkı saklı Kapitülasyonlar Meselesi Osmanlı devletinin sırtında önemli bir kambur olan kapitülasyonlar batılı devletler tarafında aynen eskiden olduğu gibi kullanılmak istenmiş, Sevr Antlaşmasının maddelerinde bu husus Türkiye’ye dikte ettirilmiş, Lozan Antlaşmasında ise en çetin tartışmaların yaşandığı en zorlu konu olmuştur. 1. Sevr Antlaşmasında Kapitülasyonlar Sevr antlaşmasına göre Đngiliz, Fransız, Đtalyan ve Japonlardan kurulacak bir komisyon adli kapitülasyonların yerine geçmek üzere, koyacağı her usulü Osmanlılar kabul edeceklerdir. Kapitülasyonlardan bütün müttefik uyrukları yararlanacaklardır. Ayrıca Đngiliz, Fransız, Đtalyan ve Osmanlılardan kurulacak bir komisyon, Türkiye’nin servetini düzenleyecek, bütçe üzerinde son sözü söyleyecek, Türk parasının cins ve miktarını belirleyecek bu komisyonun onayı olmadıkça Osmanlı Devleti iç ve dış borç alamayacaklardır. Yıllık gelir, komisyon tarafından, komisyonun ve işgal kuvvetlerinin masrafları, savaş sırasında zarar görmüş olan Müttefik Uyruklarının zararları için ayrıldıktan sonra geri kalan, Osmanlılar için harcanacak, Osmanlı Üyeleri, bu komisyonda yalnızca danışman olarak 2. Lozan Antlaşmasında Kapitülasyonlar Asırlardan beri Osmanlı Devletinin sömürülme kaynağı olan kapitülasyonlar Lozan Antlaşmasının 28. maddesinde şöyle kaldırılıyordur. “Yüksek akit taraflar Türkiye’de kapitülasyonların her noktadan tamamen kaldırıldığını, kendi çıkarlarına göre antlaşma maddelerini kabul ettiklerini bildirirler.”195 Harp Tamiratı ve Borçlar Meselesi Eskiden harp tazminatı olarak bahis konusu edilen mesele, Birinci Dünya Savaşı tamirat adı altında ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda Türkiye’nin iktisadi açıdan 193 GÖNLÜBOL, s. 65. 194 GÖNLÜBOL-SAR, s. 65-66. 195 GÖNLÜBOL-SAR, s. 67. bağımsızlığını tamamıyla kısıtlayan Sevr antlaşmasındaki hükümler, Lozan Antlaşmasıyla kaldırılıyordu. 1. Sevr’de Borçlar ve Harp Tamiratı Meselesi Sevr Antlaşmasıyla Türkiye maliyesinin idaresi, Đngiliz, Fransız ve Đtalyan delegelerinden oluşan bir komisyona bırakılıyordu. Bu komisyon oldukça geniş yetkilere sahipti komisyon gelirleri korumak ve artırmak için her türlü tedbire başvurabilecektir. Hazırlanan bütçe komisyonun onayından sonra mecliste görüşülecebilecektir. Aynı zamanda komisyon bütçenin uygulanmasını denetleyecektir. Devletin gelirlerinin harcamasını da yönetecek olan komisyon, gelirleri önce Türkiye topraklarında kalan Đtilaf Devletleri ordularının giderlerini karşılayacak, daha sonra yine aynı orduların Mondros Mütarekesinden beri gerek Osmanlı Đmparatorluğunun gerekse Türkiye’nin başka yerlerinde oluşmuş giderlerini karşılayacak şekilde dağılacak, ardından diğer harcamalara sıra 2. Lozan’da Harp Tamiratı ve Borçlar Meselesi Lozan Antlaşmasında egemenliğimizi bağlayıcı hükümlerin hemen tamamı ortadan kaldırılıyordur. Buna göre Osmanlı borçları bu kesimde yer alan şartlar çerçevesinde Türkiye ile 1912– 1913 Balkan Savaşları sonucunda lehlerine Osmanlı Đmparatorluğundan toprak ayrılmış olan devletler ve iş bu anlaşmanın 12. ve 15 maddelerinde adı geçen adaların ve iş bu maddenin son paragrafında sözü geçen toprakların kendilerine katıldığı devletler ve son olarak iş bu anlaşma gereğince Osmanlı Đmparatorluğundan ayrılan Asya toprakları üzerinde yeni kurulan devletlerarasında bölünecektir. Đtilaf Devletlerinin Türk devletinden talep ettikleri harp tamiratı ise Yunanistan hariç 58. Maddede şöyle düzenleniyordur. Bir yandan Türkiye, öte yandan Yunanistan hariç öbür anlaşmacı devletler, Türkiye ile bu devletlerin ve ayrıca tebaalarının, 1 Ağustos 1914 tarihi ile işbu anlaşmanın yürürlüğe girme tarihi arasında süre içerisinde gerek savaş fiillerinden gerek el koyma, kullanma ya da zor alım önlemlerinden ya da zor alım önlemlerinden doğan zarar ve ziyanlardan dolayı her türlü parasal istemlerden bulunmaktan karşılıklı olarak vazgeçerler. 196 Bernard LEWĐS, “Modern Türkiye’nin Doğuşu”, Türk Tarih Kurumu Dergisi, Ankara, 1988, s. 28. Yunanistan ile aramızdaki harp tamiratı sorunu sonraya bırakılmış ve Karaağaç’ın tamirat karşılığında Türkiye’ye verilmesi çözülebilmiştir. Aynı zamanda egemenliği bağlayıcı diğer bütün maddeler Lozan anlaşmasıyla ortadan Boğazlar Sorunu Boğazlar Osmanlı Devleti için tarih boyunca sorun kaynağı olmuştur. Boğazlar üzerinde birçok devletin emelleri bulunuyordur. Dünya egemenliği için büyük önem taşıyan boğazlar Sevr Antlaşmasıyla tamamen egemenliğimiz altından çıkarılmaya çalışılıyordur. Lozan Antlaşmasında boğazlar sorunu önemli tartışmalara sebep olmuştur. 1. Sevr Antlaşmasında Boğazlar Sevr anlaşmasında boğazlar gerek barış gerekse savaş zamanlarında bütün devletlerin gemilerine açık hale getiriliyor, boğazların yönetimi ise bağımsız bir komisyona bırakılıyordur. Sevr Antlaşmasındaki boğazlarla ilgili önemli hükümleri şöyle sıralayabiliriz Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve Karadeniz Boğazını kapsayan Boğazlar da gemilerin gidiş-gelişi gelecekte, gerek barışta gerek savaşta bayrak ayırımı yapılmaksızın, bütün ticaret ve savaş gemileriyle askeri ve ticari uçaklara açık olacaktır. Milletler Cemiyeti Konseyinin bir kararının uygulanması dışında, bu sular abluka edilemez, buralarda hiçbir savaş hakkı kullanılamaz ve hiçbir düşmanca harekette Boğazların yönetimini üstlenecek olan komisyon ise şu maddeyle oluşturuluyordu. Komisyon-Komisyona katılmak isterse ve katıldığı günden başlayarak- Amerika Birleşik Devletleri, Britanya, Fransa, Đtalya, Japonya-Milletler Cemiyetine üye olursa o günden başlayarak-Rusya, Yunanistan, Romanya ve Milletler Cemiyetine üye olurlarsa ve oldukları günden başlayarak-Bulgaristan’la Türkiye’nin atayacakları birer temsilciden kurulacaktır. Amerika Birleşik Devletleri, Britanya, Fransa, Đtalya, Japonya ve Rusya temsilcilerinin ikişer oyu olacaktır. Yunanistan, Romanya, Bulgaristan ve 197 LEWIS, s. 30. 198 Türkiye temsilcilerinden her birinin birer oyu olacaktır. Komisyon üyelerinden hiçbiri, kendisini atayan hükûmetten başkasınca görevden alınamaz. Sevr anlaşmasında Komisyon üyelerinin diplomatik dokunulmazlıklarından ve ayrıcalıkların tamamından yararlanacakları da belirtilmektedir. Ayrıca Komisyon yerel hükûmetten tamamen bağımsız çalışacak ve kendi bayrağı, kendi bütçesi ve kendi örgütü 2. Lozan Antlaşmasında Boğazlar Meselesi Büyük tartışmalara rağmen Lozan anlaşmasında boğazlar sorunu bir çözüme ulaştırılabilmiştir. Sonuçta boğazlar barış zamanında bütün ticaret gemilerinin geçişine açık hale getiriliyordu. Lozan Konferansında Boğazlar Meselesi ayrı bir sözleşme halinde kaleme alınmıştır. Bu sözleşmeye Đngiltere, Fransa, Đtalya, Japonya, Bulgaristan, Yunanistan, Romanya, Rusya, Sırp-Hırvat-Sloven Devleti ve Türkiye imza koymuşlardır. Bu sözleşmeye göre bazı bölgeler askerden arındırılıyordu. Çanakkale ve Karadeniz boğazlarının iki kıyısı, Đmralı adası dışında bütün Marmara Denizi adaları, adalar denizinde Semadirek, Limni, Gökçeada, Bozcaada ve Tavşan adaları. Ayrıca savaş zamanında Türkiye eğer tarafsızsa barış zamanındaki rejim uygulanacak, eğer Türkiye muharip ise, tarafsız gemiler ve tarafsız uçaklar, düşmana yardım etmemek şartıyla boğazlardan geçebilecektir. Lozan Konferansında bu şartlar altında halledilen boğazlar meselesi, daha sonra 20 Temmuz 1936 yılında imzalanan Montrö sözleşmesi ile bugünkü düzenine Sevr ve Lozan antlaşmaları arasında yukarıda incelediğimiz sorunların dışında askerlik ve Türkiye’nin bulundurabileceği asker miktarı açısından da farklılıklar mevcuttur. Sevr antlaşmasına göre Türkiye’nin bulundurabileceği asker sayısını sınırlıyor ve bu sayı 50 700 rakamını aşmıyordur. Bu birlikler ülkenin bölgelere ayrılmış kesimlerinde jandarma görevini ifa edecekler, her birliğin başında da belirli miktarda Đtilaf Devletleri ordularından subay bulunacaktır. Bu birliklerin ise toplam 15 batarya dağ topu olabilecek ve bunun haricinde top veya ağır silah bulunamayacaktır. 199 PARLA, s. 281. 200 Askerlik hizmeti ise zorunlu olmaktan çıkarılacak ve bütün askerler maaşlı duruma getirilecekti. Deniz kuvvetlerimiz yedi gambot ile altı torpido ile sınırlandırılıyor, hava kuvvetlerimiz uçaksız Türkiye’nin silahlı kuvvetleri ile ilgili bu hükümlerin benzerlerine ise Lozan Konferansında rastlayamıyoruz. Lozan Antlaşmasına göre Türkiye’nin silahlı kuvvetlerine hiçbir sınırlama getirilmiyor, sadece boğazlar sözleşmesinde silahsızlandırılması kararlaştırılmış bölgeler hakkındaki anlaşma saklı tutuluyordur. Kaldı ki bu bölgelerde dahi Türkiye’nin 12 000 asker bulundurma hakkı Lozan Antlaşmasında belirlenmiş bulunuyordur. Lozan barışı ile Türkiye’nin tam bağımsız bir devlet olarak bütün dünya devletleri tarafından tanınmış oluyordur. Her madde göstermektedir ki Lozan antlaşmasını bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı ve tüm dünya ülkelerinin tanıdığı bir anlaşma olmuştur. Atatürk Lozan hakkındaki fikirlerini büyük Nutuk’unda şöyle aktarmaktadır “Bu anlaşma Türk Ulusuna karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış, büyük bir öldürüşün yıkılışını bildirir bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasal utku yapıtıdır!”202 201 PARLA, s. 284. 202 3. BÖLÜM LOZANIN GÜNÜMÜZE ETKĐLERĐ Lozan Barış Konferansında Çözüme Kavuşturulamayan Sorunların
“Lozan Barış Antlaşması’nın kazanımlarını, Misak-ı Millî hedefleri ile karşılaştırınız.” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka Barış Antlaşması’nın kazanımlarını, Misak-ı Millî hedefleri ile Lozan Barış Konferansı 24 Temmuz 1923 yılında Lozan’da gerçekleşen bir konferans olarak Kurtuluş Savaşı sonrasında kurulacak olan devletin Türk Devleti olarak tanınmasında etkili olmuştur. Kurtuluş Savaşı’nın başarılı bir şekilde kazanılmasında etkili olmuştur. Sömürge altında olan devletlere örnek oluşturmuştur. Birçok açıdan uzun yıllar süren bir antlaşma olarak varlığını sürdürmektedir. Lozan Barış Antlaşması’nda Batum, Batı Trakya, Adalar, Kıbrıs, Hatay, Musul – Kerkük Misakı Milli sınırları dışında bırakılmıştır. Daha sonra Hatay ve boğazların statüsü değiştirilmiştir. Lozan’ın delinmesi bu sayede Mustafa Kemal tarafından sağlanmıştır. Kıbrıs’taki değişiklik de 1974 – 1977 yılları sürecinde gerçekleşmiştir. Misakı Milli son şeklini bugünkü güncel sınırlarla Barış Antlaşması ve Lozan Barış Antlaşması’nın aşağıda verilen konu başlıkları ile ilgili maddelerini ayrı ayrı yazarak verilen örnekte olduğu gibi karşılaştırınız.kapitülasyonlar/boğazlarSevr Barış Antlaşması 10 Ağustos 1920 İzmir ile birlikte Ege Bölgesi’nin büyük bir bölümü ve Doğu Trakya Yunanistan’a Barış Antlaşması 24 Temmuz 1923 Türkiye ile Yunanistan arasında Meriç Nehri sınır kabul edilecek, Yunanistan savaş tazminatı olarak Karaağaç’ı Türkiye’ye Tamamı kaldırıldı. Azınlıklar Lozan Barış Antlaşması’nda azınlık, Müslüman olmayanlar olarak belirlenmiştir. Tüm azınlıklar Türk uyruklu kabul edildi ve hiçbir şekilde ayrıcalık tanınmayacağı belirtildi. Antlaşmanın 40. maddesinde şu hüküm yer almıştır “Müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk uyrukları, hem hukuk bakımından hem de uygulamada, öteki Türk uyruklarıyla aynı işlemlerden ve aynı güvencelerden yararlanacaklardır. Özellikle, giderlerini kendileri ödemek üzere, her türlü hayır kurumlarıyla, dinsel ve sosyal kurumlar, her türlü okullar ve buna benzer öğretim ve eğitim kurumları kurmak, yönetmek ve denetlemek ve buralarda kendi dillerini serbestçe kullanmak ve dinsel ayinlerini serbestçe yapma konularında eşit hakka sahip olacaklardır.” Batı Trakya’daki Türkler İstanbul’daki Rumlar dışında, Anadolu ve Doğu Trakya’daki Rumlar ile Yunanistan’daki Türkler’in mübadele edilmeleri kararlaştırıldı. Savaş tazminatları İtilaf Devletleri, I. Dünya Savaşı nedeniyle istedikleri savaş tazminatlarından vazgeçtiler. Sadece Yunanistan savaş tazminatı olarak Karaağaç bölgesini“8. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Kitabı Cevapları Top Yayınları Sayfa 103” ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz. ☺️ BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Lozan Konferansında Görüşülen Konular Taraflar yeni bir savaş durumunu göze alamadıklarından, 23 Nisan 1923’te görüşmeler yeniden başlamıştır. Görüşmeler sonunda, 24 Temmuz 1923 günü İsviçre’nin Lozan kentinde Lozan Barış Antlaşması imzalanmıştır. Lozan Barış Konferansı’nda yıllarca birikmiş olan sorunlar görüşülmüştür. Bu sorunları ikiye ayırmak Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunlar Doğu Trakya, Ege adaları Türkiye’de oturan Rumlarla Yunanistan’da oturan Türklerin yer değişimi, Yunanistan’ın işgalci olarak girdiği Türk topraklarında yaptığı tahribat için ödemesi gereken savaş tazminatı ve patrikhane sorunu Türkiye ile diğer İtilaf Devletleri arasındaki sorunlar Boğazlar, Musul, Kapitülasyonlar ve Osmanlı Borçları sorunu idi. Kısaca özetleyecek olursak Lozan’da görüşülecek sorunlar, Trakya, Musul, Boğazlar, azınlıklar, ekonomik ve mali konular ve kapitülasyonlar idi. Bu antlaşmada üzerinde durulan esaslar ise başlıklar halinde şöyledirSınırların Durumu- Güney Sınırı Suriye Sınırı 20 Ekim 1921’de Fransa ile Türkiye Büyük Millet Meclisi arasında imzalanan Ankara Antlaşması’nda belirl enen sınır aynen kabul Irak Sınırı Musul Sorunu Irak sınırı ve Musul sorunu Lozan’da çözümlenemedi. Buradaki anlaşmazlık konusu Musul’du. İngiltere Musul’u Türkiye’ye bırakmak istemiyordu. Bu nedenle Irak sınırı sorunu 9 aylık bir süre içinde yapılacak Türk- İngiliz ikili görüşmelerinde çözümlenecek, anlaşma sağlanamazsa çözüm Milletler Cemiyetinin kararına Batı Sınırı Yunanistan’la olan batı sınırımız, Misakımilli’ye uygun olarak çizildi. Mudanya Ateşkes Antlaşması’nda tespit edildiği gibi Meriç Nehri iki ülke arasında sınır kabul edildi. Balkan Savaşları ile elden çıkan Batı Trakya geri alınamadı. Yunanistan Karaağaç ve yöresini savaş tazminatı olarak Türkiye’ye bıraktı. İmroz, Bozcaada ve Tavşan adaları dışındaki Ege Adaları Yunanistan’a bırakıldı. Buna karşılık Midilli, Sakız, Sisam ve Nikaraya Adaları gibi Anadolu kıyısına yakın adalar asker ve silahtan arındırılacaktı. Balkan Savaşları’nda kaybedilen Ege Adaları geri alınamadı. Doğu Trakya bize geri verildi. 12 Ada İtalya’ya DurumuTürk milletinin gelişmesine ve güçlenmesine engel olan kapitülasyonlar bütün sonuçlarıyla MeselesiYeni Türk Devleti’nin sınırları içinde yaşayan Müslüman olmayan azınlıkların Türk vatandaşı olduğu kabul edilmiştir. Bundan dolayı antlaşmanın maddelerine azınlıklara ait özel bir ayrıcalık konulmamıştır. Azınlıklar; Türklerle eşit haklara sahip olmuşlardır. Türkiye’de yaşayan Rumlarla Yunanistan’da yaşayan Türklerin karşılıklı olarak değiştirilmesi kararlaştırıldı. Fakat İstanbul’da yaşayan Rumlarla, Batı Trakya’da yaşayan Türkler bu değişimin dışında TazminatlarıOsmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na girmesi ve yenik olarak ayrılmış olması nedeniyle Türkiye’nin karşısında olan devletler savaş tazminatı ödemesini istemişlerdir. Savaş sırasında Almanya’da rehin tutulan beş milyon altınımız ile savaş yıllarında İngiltere’ye sipariş edilen ve bedeli ödenen iki savaş gemimiz savaş tazminatı sayılmıştır. Böylece fiilen ilimizde bulunmayan mallar karşılık gösterilerek savaş tazminatları ödenmiş oldu. Ancak Kurtuluş Savaşı’nda Anadolu’da büyük yıkımlara sebep olan Yunanistan savaş tazminatı olarak Karaağaç ve çevresini Türkiye’ye BorçlarıOsmanlı Devleti’nin 1854 yılında başlayıp I. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar Batılı devletlerden aldığı borçlar büyük bir miktar tutuyordu. Devlet bu borçları ödeyemediği için alacaklı devletler Duyun-u Umumiye İdaresini Genel Borçlar Yönetimi teşkilatını kurarak paralarını elde etme yoluna gitmişlerdir. Osmanlı Devleti’nden ayrılan ve bağımsız olan devletlerin sahip olduğu topraklara harcanan borçlarda bizden isteniyordu. Bu istek yeni Türk Devleti’nin temsilcileri tarafından reddedildi. Türk barış heyeti bu borçların Osmanlıdan ayrılan devletlerarasında paylaşılmasını istedi. Bunun üzerine borçlar, Osmanlı Devleti’nden ayrılan yeni devletlerarasında bölüştürüldü. Türkiye’ye düşen miktarın düzenli taksitlerle ödenmesi kararlaştırıldı. Türkiye bu taksitleri kağıt para ile MeselesiBoğazlar meselesi, Osmanlı Devleti’nin zayıflamasıyla ortaya çıkmış, 1841 Londra Boğazlar Sözleşmesi’yle Boğazlar ilk defa uluslararası statü kazanmıştır. Sevr Barış Antlaşması’na göre Boğazların yönetimi, Boğazlar Komisyonuna bırakılmış ve bölgenin silahtan arındırılması kararlaştırılmıştır. Lozan Konferansı’nda ele alınan Boğazlar sorunu geçici olarak şöyle bir çözüme bağlanmıştır. İtilaf Devletleri’nin işgali tümüyle kalkacak ve Boğazlar Milletler Cemiyeti’nin denetiminde uluslararası bir Boğazlar Komisyonu tarafından yönetilecekti. Boğazlar bize verildi. Ancak, geliş gidiş serbest olacaktı. Barış zamanında askeri nitelik taşımayan gemiler ve uçaklar Boğazlardan serbestçe geçebilecekti. Savaş durumunda Türkiye savaşta yer alırsa Boğazlar üzerinde istediği gibi davranma hakkına sahip olacaktı. Savaşta tarafsız olan gemi ve uçaklara yardım etmemek şartıyla geçiş hakkı verecektir. Boğazların her iki yakasındaki 15 km’lik bir alan askerden BoşaltılmasıBu antlaşmaya göre, Lozan Antlaşması’nın, Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanmasından altı hafta sonra İtilaf Devletleri İstanbul ve Boğazları Türk kuvvetlerine teslim edeceklerdi. Antlaşma gereğince İtilaf Devletleri 2 Ekim 1923 tarihinde Türk bayrağını ve Türk askerini selamlayarak İstanbul’u boşalttı. Böylece Mustafa Kemal Paşa’nın “Geldikleri gibi giderler.” sözü kanıtlanmış bulunan Ortodoks Fener Rum Patrikhanesi yıkıcı çalışmalar yapıyordu. Türkiye, Patrikhane’nin ülke sınırları dışına çıkarılmasını istemişti. Fakat bu isteği kabul edilmemiştir. Siyasi faaliyette bulunmamak şartıyla İstanbul’da kalmasına karar Millî Eğitim Bakanlığı Açık Öğretim Okulları Açık Öğretim Lisesi- Meslekî Açık Öğretim Lisesi İçin Hazırlanan 11. Sınıf Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük 1 Ders Notları, Alim ÖZTÜRK, s 179, 2007 - Okuma Sayısı Bu yazı 127876 defa okunmuştur.
Ekleyen Gelenek ve Gelecek Ekleme Tarihi 24 Temmuz 2020. Eklenen KategorilerGüncel, Haluk Başçıl AKP ise tarihsel haklılık temelinde oluşturulan Misak-ı Milli savunmak ve gerçekleştirmek yerine yayılmacı bir politika izliyor. Lozan’ı eleştirerek hem yayılmacı politikasını gizlemeye hem de giriştiği savaşları, döktüğü kanları meşrulaştırmaya çalışıyor. Her türlü uzlaşıya karşı çıkıyor ve bunu bir taviz olarak görüyor. Türkiyenin, uluslar arası camiada bağımsız ve egemen bir devlet olarak tanınmasını sağlayan Lozan Barış Antlaşması’nın üzerinden 97 yıl geçti. Antlaşmanın hemen ertesinde, Lozan’da varılan uzlaşmaya yönelik yurt içinden eleştiriler yükseldi. O dönemde öne çıkan eleştiriler Misak-ı Milliye riayet edilmediğine, Ege Denizi’ndeki 12 adanın İtalyanlara, Musul’un İngilizlere bırakılmasına yönelikti. AKP ve onun hegemonik etkisi içinde hareket eden kesimlerin Lozan’a yönelik eleştirileri de bu minvalde devam ediyor. “Kulak boynuzu geçer” misali bu kesimler eskilerden çok daha keskinler. Bunlar Misak-ı Milliye’ye pek sahip çıkmasalar da, Ege Denizi’ndeki 12 adan ve Musul konusunda taviz verildiğini, ülkenin hak ve hukukunun yeterince savunmadığını iddia ediyorlar. Hızlarını alamıyorlar, Lozan anlaşmasını tanımamayı ya da yeniden düzenlenmeyi savunabiliyorlar. Türkiye Lozan Antlaşması’yla Misak-ı Milli olarak belirlediği topraklarını İngiltere, Fransa ve İtalya üçlüsüne tam olarak kabul ettiremediği bir gerçek. Bir barış antlaşmasında, karşınızdaki kayıtsız şartsız teslim olmamış ise, tüm önerilerinizi olduğu gibi kabul ettirme şansınız yoktur. O dönemdeki güçler dengesi içinde Türkiye dile getirdiği taleplerinin, iddialarının, tezlerinin ancak bir kısmını kabul ettiremedi. Bunu herkes biliyor. Günümüzde AKP çevrelerinin sürekli gündeme getirdiği Lozan eleştirisi tam da bu kabul ettirilemeyen talepler üzerinden yürüyor. Misak-ı Milli talebimizi sadece Lozan’da yapılan antlaşma ile sınırlı olarak görüyorlar. Birçok kesim gibi, Lozan sonrası da yürütülen fikri takibi ve yapılanları göz ardı ediyorlar. Atatürk’ün Misakı-ı Milli iddiasını Lozan sonunda terk ettiğini, masada uzlaşı ile elde edilenlerle yetindiğini ve bu defteri kapattığını düşünüyorlar. Nedense Misakı Milli içinde yer alan Hatay konusuna hiç girmiyorlar. Boğazlar konusunda da, Lozan Antlaşmasına varılan uzlaşı ile sonrasında Mondros Antlaşması’nda ele edilenleri de görmezden geliyorlar. Hatta bir kısmı Mondros’u dahi küçümseyerek, değiştirilmesi gerektiğini iddia ediyor. Sanırsınız ki, son 18 yılda dış politikada Ege Denizi’nde, Kıbrıs’ta, Suriye ve Irak’ta her istediklerini eksiz bir şekilde büyük güçlere kabul ettirdiler de Lozan’a burun kıvırıyorlar. Tarihsel sürece dikkatli bir şekilde yaklaşıldığında, M. K. Atatürk’ün Lozan Antlaşması sonrasında da Misak-ı Milli idealini sürdürdüğünü görebiliriz. Hatay’ın Kazanılması Lozan Antlaşmasında Türkiye-Suriye sınırı çizilirken de Hatay sınırlarımız, Ekim 1921’de yapılan “Türk-Fransız Antlaşması” nda belirlendiği şekilde kaldı. Misak-ı Milli içinde yer alan Hatay bölgesi yine Fransızlara bırakıldı. Birinci Dünya savaşı sonrasında Avrupa’da oluşan güç dengesi, 1930’lu yıllarda giderek değişti Versay Antlaşması ile geçici olarak Fransa’ya bırakılan ve yirmi yıl içinde yapılacak halk oylaması ile geleceği belirlenecek olan Saar Sar Bölgesi, yapılan bir halkoyu ile 13 Ocak 1935’te Almanya’ya katıldı. Hitler silah patlatmadan eski Almanya toprağını ülkesine kattı. Milletler Cemiyeti’nin yaptırım tehdidini kale almayan Mussolini İtalya’sı, 1935’te Etiyopya’ydı işgal etti. Milletler Cemiyeti üyesi bağımsız Habeşistan’ın Milletler Cemiyeti’ne başvurması, İngiltere ile Fransa’yı hem zora soktu hem de bu iki ülkenin aralarının açılmasına da neden oldu. 1935 Martında Hitler, İngiltere ile “Deniz Silahları Sözleşmesini” imzaladı. Hitler Almanya’sının silahlanma programının önünü açan bu anlaşma Fransa için tam bir felaketti. Kendisini korkutan, silahlanan ve giderek saldırganlaşan Almanya karşısında, kendi kaderine terk edilmişti. 1936 yılında İngiltere, Fransa, İtalya ve Almanya arasındaki dengeler Almanya lehine daha da bozuldu Hitler, 1936 Martında Hollanda, Belçika ve Fransa sınırındaki demilitarize Ren Bölgesi’ne, asker gönderdi. Bu bölgeyi yeniden askerileştirdi. Fransa’nın güvenliğini zayıflatan Hitler’in bu girişime İngiltere sessiz kaldı. Almanya’ya karşı bir kez daha yalnız başına bırakılan Fransa’nın bu oldubittiyi kabullenmekten başka yapacağı bir şey yoktu. Akdeniz, Orta Doğu ve Balkanlarda yayılmacı bir politika güden Faşist İtalya, 1936 yılından itibaren, Ege Denizindeki 12 adayı tahkim etmeye ve silahlandırmaya başladı. Doğu Akdeniz’deki İngiliz ve Fransız çıkarlarını ve Türkiye’nin de güvenliğini tehdit eden bu girişim karşısında İngiltere-Fransa ikilisi sessiz kaldı. Doğu Akdeniz’de hakimiyet mücadelesini başlatan İtalyanın girişimine karşı çıkmayan bu iki ülkenin tavrı, onların eski güçlerinden ne kadar uzak olduklarını da gösteriyordu. Tüm bu gelişmeler başta Fransa olmak üzere İngiltere’nin de acizliğini sergiliyordu. Bu durum Müttefiklerinin onlara duydukları güveni de yok ediyordu. Fransa’nın acizliğini fark eden Atatürk, bundan yararlanmayı bildi. Türklerin çoğunlukta olduğu, ancak Fransa’nın egemenliğindeki Hatay’ı ülke ve dünya kamuoyuna gündemine taşıdı. Cenevre’deki Milletler Cemiyeti toplantısında Fransa ile yapılan Hatay görüşmeleri netice vermedi. Bunun üzerine Türkiye, Fransa’ya, 9 Ekim 1936’da, Suriye’ye olduğu gibi, İskenderun Sancağı’na da bağımsızlık verilmesini isteyen resmi nota verdi. 27 Ocak 1937’de Milletler Cemiyeti, Hatay’ın bağımsızlığını kabul etti. Bir seçimle de nüfus çoğunluğunun tespit edilmesine karar verdi. Atatürk’ün Hatay’ı silah zoruyla alabileceğini düşünen Fransızlar, Hatay’da tarafsız seçimlerin yapılmasını sağlamak için bir kısım Türk askerinin Hatay’a girmesini kabul etti. 13 Ağustos’ta yapılan seçimlerde meclis çoğunluğunu Türklerden oluştu. 2 Eylül 1938’de Hatay Cumhuriyetini ilan eden Meclis, 29 Haziran 1939’dada Türkiye’ye katılma kararı aldı. Avrupa’da yaşanan süreci, güçler dengesini çok iyi değerlendiren M. K. Atatürk, 20 Ekim 1921’de Fransa’ya bırakmak zorunda kaldığı Hatay’ı, doğru bir strateji ve taktikle, silah patlatmadan uzlaşı ile ülkemiz topraklarına kattı. Misak-ı Milli’nin Güney Batı’sında yaşadığımız bu eksiklik giderilmiş oldu. Türkiye’nin Boğazlar Egemenliği Montrö Antlaşması Avrupa’nın emperyalist ülkeleri Lozan Antlaşmasında boğazların tam olarak Türkiye egemenliğine geçmesine karşı çıktı. Varılan uzlaşı oldukça sorunluydu. Türkiye’nin egemenlik hakkını sınırlıyor, güvenliği için de bir tehdit içeriyordu. Atatürk, Avrupa’da Almanya ve İtalya arasındaki yakınlaşmayı yakından takip ediyordu. Avrupa’da yeniden çıkacak büyük savaşta İngiltere ve Fransa’nın bir yanda Almanya ve İtalya’nın da diğer yanda yer alacağı görüyordu. Bu mevzilenmeyi iyi okuyan Atatürk, Doğu Akdeniz’in güvenliğini İngiltere ve Fransa çıkarlarını da tehdit eden İtalya’nın yarattığı ortamı iyi değerlendirdi. Sovyetler Birliği’nin de desteğini alarak Lozan’da sonuca bağlanamayan boğazlar sorununun yeniden görüşülmesi için resmi girişimleri başlattı. İngiltere ve Fransa Lozan anlaşmasının yapıldığı dönemdeki gücünden uzaktılar. Gelecekte çıkacak savaş için Türkiyeyi kazanmak istiyorlardı. Bu nedenle eski husumetlerini bir yana bıraktılar ve uzlaşıcı bir siyaset izlediler. Temmuz 1936’da bir araya gelen Türkiye, Bulgaristan, Fransa, İngiltere, Japonya, Romanya, Sovyetler Birliği, Yugoslavakya ve Yunanistan “Montrö Antlaşması”nı imzaladılar. Bu antlaşma ile Türkiye, Lozan’da elde edemediği boğazlar üzerinde egemenlik hakkını, fikri takibi ve kararlı tutumuyla gecikmeli de olsa, uzlaşı içinde elde etti. Sonuç Misakı-Milliye Türklerin son derece gerçekçi ve haklı talebinin somut ifadesiydi. Kendi taleplerini Empeyalist devletlere kabul ettirmesi son derece güçtü. Taleplerini Lozan’da bir bütün olarak, “bir seferde”, kabul ettirilmesi mümkün değildi. Lozan Atatürk için zorunlu bir etaptı. Bunu aştıktan sonra ideallerini terk etmeden kararlılıkla sürdürme konusunda son derece kararlıydı. Fikri takibi ve kararlığı sayesinde tarihin önüne getirdiği tüm fırsatları değerlendirmesini bildi. Savaş alanlarında doğmuş bir lider olarak, amacına savaşla, kan dökerek değil, rakipleriyle uzlaşı içinde ulaştı. Atatürk sonrasında Misak-ı Milli fikri takibi ve kararlılığı ne yazık ki devam etmedi. İkinci Dünya Savaşının getirdiği tarihsel fırsatlardan yararlanılamadı. Bu büyük savaşa girmeden, kan dökmeden uzlaşı içinde Ege Denizinin 12 adası, Güney sınırımız ve belki Musul sorunu bile çözülebilirdi. AKP ise tarihsel haklılık temelinde oluşturulan Misak-ı Milli savunmak ve gerçekleştirmek yerine yayılmacı bir politika izliyor. Lozan’ı eleştirerek hem yayılmacı politikasını gizlemeye hem de giriştiği savaşları, döktüğü kanları meşrulaştırmaya çalışıyor. Her türlü uzlaşıya karşı çıkıyor ve bunu bir taviz olarak görüyor. Böylelikle hem Türkiye’ye hem de kendilerine yazık ediyor. Geri Bildirim gönder...
Ders Notları Misaki Milli Kısa Kararlar 1-Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandığında işgal edilmemiş yerler Türk yurdu sayıldı. Yorum Milli Sınırlar çizilmiştir. 2-Ülkemizdeki azınlıklara, dışarıdaki Türkler kadar halklar verilmelidir YorumÜlkeler arası EŞİTLİK İLKESİ benimsenmiştir. 3-İstanbul ve Boğazlar tehlikelerden arındırılırsa uluslararası ticarete açılacaktır. Yorum Bu toprakların bizim olduğu vurgulanmıştır. 4-Kapitülasyonlar kaldırılmalıdır. Yorum Kapitülasyonların kaldırılması gerektiği bildirilmiştir. 5-Boğazlar ve sınırlar konusundaki şartlar kabul edilirse bize düşecek olan dış borçlar ödenecektir. Misaki Milli Kararları 6-Kars, Ardahan, Batum ve Batı Trakya’da gerekirse halk oylaması yapılacaktır. Yorum Buraların çoğunluğu Türk’tü bu yüzden halk oylamasını istiyoruz. 7-Arap topraklarının geleceği bölge halkının vereceği oylara göre belirlenecektir. Belki Bunlar İlginizi Çekebilir. Sosyal Bilgiler Küresel Bağlantılar Türkiye’de ve Dünyada Barış Uluslararası Kuruluşlar İçindekiler1 TÜRKİYE’DE ve DÜNYADA BARIŞ ULUSLARARASI ÜLKEMİZİN İÇİNDE YER ALDIĞI ULUSLARARASI BİRLEŞMİŞ …
misaki milli ve lozan antlaşması karşılaştırılması