2wxXe. YAZAR M. Ali EŞMELİ seyri seyri çarşısında;Ne zaman diken gibi, kaktüs gibi bir beyan devreye girse, ortalık darmadağın gibi bir davranış yüzünden ülkeler ve memleketler birbirine gibi yaklaşımlarla nice savaşlar patlak gibi zulümler mukabil;Ne zaman gül misali ifadeler ve muhafazalı yaklaşımlar meydanlara hâkim olsa, o zaman da her taraf sükûnete ve güzelliğe gibi davranışlarla dikenlikler dahî ravzaya huzurla kardeşlikte karar misali hayırlar ve bereketler gibi bir adâlet bakımdan;Akıllı telefonlar ve internet sitelerinin sorumsuzca kullanımı yüzünden bozulan âdâb-ı muâşeret karşısında kaktüs gibilikten gül gibi olmaya adım atabilmek, çok mühim. Çünkü bugün;Ahlâkı kaktüsleşen ruhlarda ve dillerde; her türlü gıybet, iftira ve hakaretler bile, sıradanlaştı. En berbat kötülükler bile normal hâle geldi. Rezaletler bile, en süslü güzellikler diye addedilir açıdan;Gül terbiyesine ihtiyaç artık daha gülü, Hazret-i Peygamber’in ravza eğitiminden geçen bir gönlün gül terbiyesine ihtiyaç, dünden daha görebilen için Hazret-i Mevlânâ sesleniyor“Ey gafil kişi;Gül bahçesini veriyorsun da, dikenlik alıyorsun! Bu, sence aldanma değil mi, ziyan etmiyor musun?Allâh’ın o has kullarına karşı duyduğun öfke yüzünden karanlıklar içinde kalmışsın. Gözlerin hiçbir şey yatıştır da çevrendeki karanlıklar dağılsın. Gözlerini aç, görme mutluluğu ile sevin. Hakk’a inanan dostlardan ibret al. Bu yolda ilerle, üstâd ol!”Bunun yolu da, illâ gül terbiyesi. Talip olanlara derler ki“Ey Hak âşığı!Sen, dînî ve insanî vazifelerini yap. Sakın;–Gönül gözüm açılmadı, kesret görüşünden kurtulamadım.» diye ümitsiz ve acıyan Allah, hiç ummadığın bir zamanda, sûrete ve şekle bağlılığı senden giderecektir.” MesnevîKaktüs ruhlulara da şöyle denir“Sen içini tamamıyla temizlemedin, sen kendi kusurlarını göremiyorsun! Ya olduğun gibi görün yahut da göründüğün gibi ol, içinden pazarlıklı olma!” MesnevîBil ki“Allah, içten pazarlıklı olup hâinlikte direnen suçluyu sevmez.” en-Nisâ, 107Zira o hâinler;“Allâh’ın râzı olmadığı sözü,•Gece kuruyorlar;•İnsanlardan da onu gizliyorlar,•Kendileriyle beraber olan Allah’tan ise ne tuhaf ki gizlemiyorlar.Çünkü hissetmiyorlar ki Allah;İşlediklerinin hepsini bilmektedir.” en-Nisâ, 108Buna rağmen ey gerçeği kavramayanlar!“İşte;–Siz,–Dünya hayatında–Onları–Savunuyorsunuz!Ama;•Onları,•Kıyâmet günü,•Allâh’a karşı•Kim savunacak?Veya;•Onların vekâletini•Kim üzerine alacaktır?” en-Nisâ, 109Hiç şu ilâhî ikazlara kulak ver“Sakın;•Hâinlerden taraf olma!” en-Nisâ, 105“Sakın;•Kendilerine hâinlik edenlerden yana uğraşmaya kalkma!” en-Nisâ, 107“Sakın;•İnkârcılara da yardımcı olma!” el-Kasas, 86“Sakın;•Cahillerden de olma!” el-Enâm, 35“Sakın;•Gafillerden de olma!” el-Arâf, 205“Sakın;•Şüphelenenlerden de olma!” el-Bakara, 147“Sakın;•Ortak koşanlardan da olma!” el-Enâm, 14Bu yüce fermanlara uymamak, şeytan ahlâkıdır. Zaten kaktüs ruhlu olanların hâli, iblisinkiyle aynıdır. Malûm“Allah sordu–Sana,•Emrettiğim hâlde,•Seni,•Secdeden alıkoyan nedir?»Şeytan cevap verdi–Beni ateşten,–Onu çamurdan yarattın.–Ben,–Ondan üstünüm!” el-Arâf, 12Allah da ona şöyle dedi–İn oradan!•Orada büyüklenmek sana düşmez!•Defol;•Sen alçağın birisin!” el-Arâf, 13Dolayısıyla gül tabiatının şartı şu“Sen;•Yürüyüşünde tabiî ol;•Sesini de kıs.” Lokmân, 19“–Sen,–Beraberindeki tevbe edenlerle birlikte•Emrolunduğun gibi•Dosdoğru ol!” Hûd, 112Yani her ilâhî emir, demektedir kiEy insan, gül ol;“Her dem gönül padişahlarının gölgesini iste. Haydi, o gölge vesilesiyle güneşten de iyi bir hâle gir. Mânâ nurları ile aydınlanmış bir insan ol!” MesnevîSakın kaktüs olma;“Ey akılsız kişi!Ne vakte kadar işve ve cilvelerle oyalanacaksın? Halkın yalanlarına, yüzüne gülmelerine aldanacaksın? O yalancı işvelerden, gülümsemelerden nasıl yardım umarsın?Halkın seni övmesini, sana yaltaklanmasını, onların tatlı ve kandırıcı sözlerini alıyor, altın gibi cebine padişahları olan velîlerin acı sözleri, hattâ dövmeleri; sana, yolunu şaşırmış sapıkların tatlı sözlerinden ve övmelerinden daha iyi padişahlarının tokadını ye!Sakın aşağıların ve alçak kişilerin balını yeme!Ermişlerin himmeti ile bir er ol!Onlardan hilat gelir, devlet mânen çıplak bir yoksul görürsen, bilesin ki, o zavallı, mutlaka kâmil insandan kaçmış, ondan uzak kör ve hem de hiç olan nefsinin isteklerine uymuştur. Eğer o;Mürşid-i kâmilden kalben uzak ve mahrum düşmeyip de onun dileklerine aşk ile uysaydı, kendisini de, yakınlarını da mânen süslemiş bil ki;Bu kirli dünyada kim kendisine yol gösterecek kâmil insandan kaçarsa, o; devletten ve mutluluktan kaçmış kâmil insanı, bir velîyi hor gören, yüzü yıkanmamış pis adam!Ne yapıyorsun?Kiminle kavga ediyorsun?Kime haset etmektesin?Görsene hey zavallı;Sen bir arslanın kuyruğu ile oynuyorsun; sen meleklere nedir bilmeyen, tamamıyla hayırdan ibaret olan bir gönle ne diye kötü söylüyorsun?Kendine gel de, o alçalışı kendin için yükseliş sayma!Kötü kimdir?Yaptığı iş, insanları ateş gibi yakan bir insan kimdir?Ezel denizinin ta kim oluyorsun da, ezel denizi karşısında ateş olmaya kalkıyorsun. Unutma ateş, daima suya mağlûp yüzünde leke ile ayıp görmeye, cennette diken toplamaya kalkışı gül değil de diken arayan kişi!Sen cennete girebilsen, orada kendinden başka diken bulamazsın!Ne diye;Güneşi balçıkla sıvamak istiyorsun, ayın on dördünde bir noksan, bir gedik, bir çatlak arıyorsun?Aklını başına al;Onlar hakkında kötü zanda bulunma, iyi zanda bulun!Böylece o yoldan sana bir feyz rüzgârı gelsin. Sen onlara haset ederek, neden rahmet suyunun önünü kesiyorsun, bağlıyorsun?Dur, velîlere karşı alçakgönüllü, saygılı ol!Bir eşek bile;–Hızlı yürüyeyim.» derken çamura düşerse, kalkmak ve kurtulmak için uğraşır kalmak ve oraya yerleşmek için düştüğü yeri düzeltmeye kalkışmaz. Çünkü kendisini düşüren yerin, yaşanacak bir yer olmadığını eşekliğine rağmen gafil!Senin duygun, eşeğin duygusundan daha mı aşağı ki, gönlün; bir türlü kötü huylar, günahlar ve nefsânî arzular çamurundan sıçrayıp kalkmıyor?Yazık;Günah işlerken yorumlarda bulunuyor, kendini haklı çıkarmaya uğraşıyorsun da, hayret ki; gönlünü ve seni, alçaltan duygulardan çekip çıkarmak istemiyorsun!Bir de tutmuş;–Bu davranış benim için uygundur. Ne yapayım, elimden bir şey gelmiyor. Allah kerem sahibidir; acze düşmüş kulunun suçuna bakmaz.» Hak işlediğin günahları bilmekte ve vicdanın da seni sen;Yine de kör sırtlan gibi gurura kapılıyor ve suçlarını hiç gör kıt akıllı!Kötü huy alışmışlıkla kuvvetlenince, seni ondan vazgeçirmek isteyene kızarsın, kin kil yemeye alışırsan, o kili yemene engel olan kişi, sana düşman tapanlar bile alışmışlıkla puta tapmayı huy edindiklerinden, kendilerini irşad edenlere düşman zahmete kızmakta ve cilâlanmadan nasıl ayna olacaksın?Ey gönül!Elinden geldikçe kul ol!Sultan olma!Yoksa;Senin şu lutfun, iyiliğin, servetin ve güzelliğin kalmayınca, yanında düşüp kalkanlar, senden usanırlar ve yüz seni övenler, aldatanlar ve yüzüne gülenler seni görünce;–İşte şeytan!» derler.–Mezardan başını çıkarmış bir hortlak!» diye senden ayrılmayıp eteğine sarılanlar da senden kaçar çoğu, insan yiyen canavar selâm vermelerine pek olma…Nicesinin gönülleri şeytan yatağıdır. Kendileri de insan şeytanıdır. O gibilerin lâflarına hiç inanma!Kim dünyada dost görünen düşmanın kendisini büyük göstermesine ve hilesine aldanırsa, vay hâline!Kendine gel;Kötü dost; derini yüzmek için seni kandırır, sana tatlı sözler başına al;Yabancı ve akrabanın da yaltaklanmasına önem kişilerin ağırlamasını ve hürmetini, düzenbazların hürmeti ve hatır sorması gibi bil. Yalnızlık ve kimsesizlik, adam olmayanların sevgisinden de saygısından da değerlidir.” MesnevîAdam olmayan o kaktüs ruhlu kimseler, iki dünyada da erbâb-ı zillettir“Onların;•Semirtmeyen,•Açlığı gidermeyen,•Kötü kokulu,•BİR DİKENDEN BAŞKA yiyecekleri yoktur.” el-Ğâşiye, 6-7Ancak gül tabiatlı olanlar cennete mazhar olacaklarından dolayı onlar hakkında da;“Ey ateş; İbrahim’e karşı serin ve selâmet ol!” el-Enbiyâ, 69 dendiği gibi kıvam, gerçek aşka bağlıdır. Hazret-i Mevlânâ buyurur“Gerçek aşk, hafifçe kulağıma diyor ki–Av olmak, avcılıktan daha karşı aptal ol, aldanma, gurura kapılma. Güneş olmaktan vazgeç de, zerre kapımda otur. Evsiz-barksız ol. Yani şunun bunun kapısına dâvâsına kalkışma, sadece pervâne ol.”Pervâne olmayıp da, gafilâne iddialara kalkışmak ise, eğrilik ve terslikle iş görmeye benzer. Hem de;BIÇAK TERSİ…Birisi bıçağı bastırdı. Olmadı–Niye kesmiyor bu?Öfkelendi. Keskin olmasına rağmen kesmeme inatçılığına hırslandı–Nasıl kesmezsin?Eliyle daha sert bastırdı onun üstüne. Yine olmadı. Keskin bir bıçak ile yumuşacık bir domatesi kesememek moralini bozmuştu. Can sıkıntısıyla bu defa bıçağa iyice abandı–Ne olursa olsun şimdi çok kuvvetli yüklendiği için kuvvetlice de bir feryat yükseldi ağzından–Eyvaah! Elim kesildi…O ne?Kanlar arasında daha yeni fark etmiştiHırs yüzünden meğer bıçağı ters tutmuş. Bıçağın ağzıyla değil, sırtıyla kesmeye kalkmış. Yani domatese bıçağın sırt tarafını dayamış, kesici tarafına da parmağını bastırıp inatla netice ortada Kanlar içinde bir kesilmeden önce durumu anlamak mümkündü. Ancak inatçılığı yüzünden yanındakinin ikazına kulak asmadığı gibi tepki göstermişti–Şimdi keseceğim işte.–Garip tutuyorsun.–Bana akıl verme. Herkesin tarzı var.–Ama.–Yahu buna da karışmasan olmaz mı?–Karışmak değil ki bu.–Tamam yeter. Ben biliyorum nasıl keseceğimi. Yıllardır yapıyorum bu işi.–Peki, sen bilirsin.–Hah şöyle rahat bırak beni.–Kolay gelsin o hâlde.–Sağol.–…–Eyvaah, aman, uf!–Ne oldu?–Ne olacak elimi kestim.–Niye?–Niye olacak. Ters tutmuşum, şimdi gördüm.–Söylemiştim ama kabullenmedin.–Göremedim, fark edemedim. Uff! Bayağı da derin kesmişim.–Kusura bakma fakat, tarz deyip de yanlışta inat ve bilgiçlik işte böyle neticeler doğuruyor!–Ne bileyim haklısın galiba.–Ayrıca gözlerine dair alârm bu. Demek ki tam görmüyor. Doktora gitmeli.–O da doğru.–Öyleyse gecikme!–…Bizzat şahit olduğum bir gerçek boyu insanı perişan eden içinden çıkılmaz türlü meselelerin neden meydana geldiğinin sebebini de ortaya koyan mânidar bir örnek. Âdeta yığınla çözümsüz meselelere ayna tutması için yaşanmış, acısı küçük, fakat tecrübesi büyük bir olgunluğa ulaşmadıkça insanoğlu, dış dünyanın bozuk ayarları yüzünden nice doğru fikirleri ve akılları bile dışlıyor. Almak istemiyor. Doğrunun kendisine takdim edilmesini sanki hazmedilmesi çok zor bir kötülükmüş gibi zannediyor ve inatla reddediyor. Israrla karşılaşırsa kabalaşıyor, hırçınlaşıyor. Dert, güya kendisine karıştırmamak. Güya bunun adı özgürlük ve rahatlık. Körü körüne bir kibir ve gurur yüzünden de daima haklı olduğunu farz ediyor. Gözünün görmemesini bile hesaba katmıyor. Gözü de görmese, eli de fark etmese, aklı da hissetmese mühim değil ki; kendi egosu bu ya, gerisi boş. Kimse akıl veremez. Yardım da edemez, çünkü ihtiyacı yok. Sadece lâfta yok. Göremeyen gözün yol gösterilmeye ihtiyacı olmaz mı? Fark etmeyen hissiyatın fark ettirilmeye ihtiyacı olmaz mı? Oluyor zaten. Ancak bu oluşu anlayış, acı bir eyvaha ve küçük de olsa mânidar bir musîbete bağlı olarak açıkO elin kesilme sebebi, bıçağın ters tutulmasından ziyade aklın ve idrakin ters kullanılması. Yani egonun ve nefsâniyetin tersliği. Hamlık ve cehâletin tersliği. Gaflet ve gururun tersliği. Yanlışta inatçılığın tersliği. Gül olacak yerde kaktüs oluşun aklında, kalbinde, ilminde veya herhangi bir kişilik özelliğinde terslik virüsü kapmaya görsün, basit gerçekler dahî idrak sahasına girmiyor. İçindeki terslik yüzünden yerinde ikazlara ve doğru ifadelere de inatla sırt döndüğü için sırtıyla ağzı dönen bıçağı göremiyor ve sonunda feryat dolu bir netice kaçınılmaz itibarla;Her meselede insana gerekli olan terazi, ve söz itibarıyla mutlaka muâmelâtta ve cemiyette mekân ve zaman içinde illâ yazık ki, bütün bunlarda tersliği ve zıtlığı, güya daha iyi yetişmeye vesile bir karaktermiş gibi şırınga ediyorlar da nice yuvalar altüst oluyor. Eğitim yerleri bile, insanı terbiyeden mahrum bırakmak için çalışıyor. Bilgi öğrenişi bile, cehâleti körüklüyor. Cahiller zaten öğrenmeye karşı kibirli. Boyalı prensiplerse, gözleri kör ediyor. Diplomalar da, acemîleştiriyor. Unvanlara gelince, nicelerini şaşkınlaştırıyor. İmkânlar ise, çok kimseyi terslik, işin içine koca dünya, bu tersliğin kıskacında devlerinin iyi niyetlerindeki terslik, ne ağır vahşetler meydana getiriyor. Yıllardır yüz binler ölüyor, milyonlar ölüyor. İnancına peygamber inceliğini değil, düşman kabalığını karıştıran kimselerdeki terslik; müslümanları hedef almış, en kötü ithamlar ve cinayetlerle ülkeleri mahvediyor. Her gafil, aslında bıçağı kendine batırıyor. Asıl düşmanları lâkin mest ediyor eğriliği düşman ayarıyla değil, peygamber ayarıyla istikametlendirmek rotasını ilâhî teraziye göre belirlemek tersliği düzeltme ellerdeki, dillerdeki ve gönüllerdeki tersliği doğrultma doğrultmadıkça;Ham ruhlar, doğruluk adına terslik için bahane arıyor. Firavun akıllar, rahatlık adına mel’anetlere bahane arıyor. Canavarlar, kendilerini korumak adına çok masum görüntülü perdeler ardında en ağır zulümlere bahane üretiyor. Dişsiz diye merhamet adına kardeş kardeşi yemeye bahane üretiyor. Daha nice ters bahanelerle ne cürümler, ne mel’anetler, ne katliâmlar, ne hüsranlar peş peşe…Hepsi;Kaktüs ruhlu yetişmiş ters insanların gibiler, her şeyi perişan ediyor. Sanatı da, sanatkârı da. Her ürettiklerinde kalpleri öldüren bir eğrilik ve terslik insanlığa gül gibi olmak misali neticelere ulaşmak için yine gül gibi olmak, müstesnâ güller ise, gönüldekiyle aynı lisan ikliminde yetişen bakımdan ârif mü’min, beyanın özü olan sözü;İlâhî ölçülere göre evvelâ ve illâ doğru söz» özelliğiyle hâsıl eder. Sonra onu, yüce terazinin yerli yerinde söz» inceliğiyle tartar. İçine mutlaka yumuşak söz» mayası katar. Bir de onu, gönül alıcı söz» olana dek yoğurur. Bilhassa en acı fırında bile tatlı söz» olarak pişirir. Tam kıvamında güzel söz» hâline getirir. Nihayet kalbe tesir edici söz» maharetiyle ikram eder. Böylece en güzel söz» tecellî eder…Ehl-i îmân için sarsılmaz söz» ekseni işte budur!Ancak o eksende;Cennet mühürlü selâm» kıvamda sözlerin karşısında yer alan bütün lâkırdılar her zaman hükümsüzdür. Nice yaldızlı söz» maskesi kullanılsa da o lâkırdılar hakkında Cenâb-ı Hakk’ın bizzat kullandığı tabirler; çelişkili söz», çünkü yalan söz», çünkü boş söz», çünkü çirkin söz», çünkü kötü söz», çünkü ileri-geri vebâli ağır söz», velhâsıl Allâh’ın râzı olmadığı söz» ifadelerinden hâlde;Ağzın güzelim sözlere olmuşsa mezar, Tüm dilleri bilsen ne çıkar, sâde zarar! İnsanla konuşmak mı murâdın, dostum, Bir tatlı dil öğren, onu herkes anlar!.. Seyrî
000000 Ayı Yürüyüşü Nedir, Çeşitleri Nelerdir, Ne İşe Yarar? Canavar kadar güçlü olmak istiyorsanız; bacak ve kollarınızı açıp gererek yürümenin ne derece etkili olduğunu belirtmek isteriz. Spor dünyasında ayı yürüyüşü olarak isimlendirilen şekil, kalça ve omuz dengeliyecilerinin beraberinde özellikle merkez bölgesindeki küçük ama önemli kas gruplarını çalıştıran bir harekettir. standart plankın bir tık üstü gibi gözüken harekette bekleyebilir veya bu pozisyondan row, reach ve kızak çekmeye geçiş yapmayı deneyebilirsiniz. Hangi egzersizi yaparsanız yapın merkez bölgeniz bütün açılardan çalışacağını garanti ediyoruz. En esaslı fitness egzersizlerinden biri diyebileceğimiz ayı yürüyüşünde bear crawl ileri, geri ve yandan yana hareket ettikçe merkez bölgeniz ile quad ve kalça kaslarınız aktif bir şekilde çalışacaktır. Yapılışı Çalışmaya dizlerinizi kalçalarınızın el bileklerinizi de omuzlarınızın altına alarak dört ayak üstünde pozisyon alarak ayak parmaklarınızı zemine bastırarak, dizlerinizi hafifçe yukarı kaldırmanız gerekiyor. Belinizin adeta heykel gibi hareketsiz kalmasına dikkat olarak hareket ederken kalçalarınızı döndürmemeye, sabitlemeye çalışmalısınız. 30 saniyelik denemelerle pratik yaparak başlamak daha verimli olacaktır. Harekette ustalaştıktan sonra karın antrenmanlarınızı zorlaştırmak için kullanabilirsiniz. Ayı Yürüyüşü Çeşitleri Kaymalı Ayı Yürüyüşü Bu egzersiz oldukça zor! Öteki çeşitlerinde ustalaştıktan sonra yapmanızı tavsiye ediyoruz. Fakat karşılığı mükemmel bir kol ve kanat çalışması ile gelişmiş kalça hareketliliği olduğunu da söylemeliyiz. Yapılışı İl önce ayaklarınızı kayma keçelerine yerleştirerek ayı duruşu pozisyonuna gelmelisiniz. İster alt vücudunuzu hareket ettirmeden kol ve kanatlarınızla çekebilir, isterseniz de zıt taraflardaki el ve ayağınızla normal ayı yürüyüşü çalışmasını uygulayabilirsiniz. Kızak İtme Ağırlık gerektiren bir çalışmadır. Normal ayı yürüyüşünden tek farkı ekstra ağırlıkla yapılıyor olmadır ki tabii spor salonunuzda kızak ve halat varsa durum değişebilir. Halatın bir ucunu kızağa bağlayıp, öteki ucunu kızak itme kemeri veya aparatına takmanız gerekir. Kendinizi kızağa bağlayın ve ileri “sürünün”. 10 metreyle başlayıp geliştikçe mesafeyi çoğaltmanız yerinde olacaktır. Iso Bear Lat Pull Kol uzatma çeşidi ise çocuk oyuncağı gibi geliyorsa o halde hem merkez, hem de kanat kaslarınıza yüklenen bu versiyonu tavsiye edebiliriz. Güç istasyonuna direnç bandı dolayıp elinize almalısınız. Normal tek kolla lat pulldown veya barfiks egzersizindeki gibi aynı devinimi uyguluyorsunuz. Dirseğinizi geri itip elinizi omzunuza çekmaniz gerekiyor. Çalışmayı zorlaştırmak için bu pozisyonda daha uzun süre bekleyebilir veya daha geriden başlayarak bandın direncini arttırarak uygulayabilirsiniz. Kol ve Bacak Uzatma Bu çalışmada tek bacak ve kolunuzu yerden kaldırdığınız için özellikle denge kuvvetiniz zorlanmış olduğunu hatırlatalım. Tıpkı ayı pozisyonundan zıt yönlerdeki gibi bacak ve kolunuzu yerden kaldırıp tümüyle açmanız gerekiyor. Kol ve bacağınızı geri çekerken formunuzu bozmamaya dikkat edin ve diğer uzuvlarla çalışmayı tekrarlayın. Kolay mı geldi? İki elinize 2,5 – 5 kiloluk birer dambıl alarak daha zor hale getirebilirsiniz.
Perde TanımıPerde kelimesinin Türk Dil Kurumuna göre tanımı şöyle;1. isim Görüşü, ışığı engellemek, bir şeyi gizlemek için pencereye veya bir açıklığın önüne gerilen örtü; “Durmadan pencere kapatıyor, perde çekiyorum.” – A. Ağaoğlu 2. Üzerine bir cismin görüntüsü yansıtılan saydam olmayan yüzey; “Sinema perdesi. Karagöz perdesi.” 3. İki yeri birbirinden ayıran bölme 4. Seste pes perde; “Sonra da ince ve çok acıklı bir perdeden şarkı söylemeye başladı.” – A. Midhat 5. Doğruyu görmeye engel olan şey; “Bu sözü duyunca gözlerimdeki perde kalkıverdi.” 6. hayvan bilimi Kaz, ördek, martı gibi hayvanların parmaklarını birbirine bitiştiren zar 7. müzik Bir müzik parçasını oluşturan seslerden her birinin kalınlık veya incelik derecesi 8. müzik Bu ses derecelerini sağlamak için çalgılarda bulunup parmaklarla basılan yer 9. tıp *** Katarakt; “Gözlerine perde inmiş.” 10. tiyatro Bir sahne eserinin büyük bölümlerinin her biri; “Oyunun üç perdesi de böyle alkışlar içinde geçti.” – M. Ş. EsendalKur’an-ı Kerim’de Perde Hakkındaki Ayetler Hangileri?NOT AYETLERİN TÜRKÇE MEALLERİ, TÜRKİYE CUMHURİYETİ DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞININ RESMİ İNTERNET SİTESİNDEN ALINMIŞTIR. Sponsorlu Bağlantılar Bakara Sûresi 7. Ayet; Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözleri üzerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap Sûresi 45. Ayet; Kur’an okuduğunda, seninle ahirete inanmayanların arasına gizli bir perde Sûresi 57. Ayet; Kim, kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet Sûresi 100/101. Ayetler; O gün cehennemi; gözleri Zikr’ime Kur’an’a karşı perdeli olan ve onu dinleme zahmetine dahi katlanamayan kafirlerin karşısına bütün dehşetiyle dikeriz!Meryem Sûresi 16/17. Ayetler; Ey Muhammed! Kitapta Kur’an’da Meryem’i de an. Hani ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmiş ve kendini onlardan uzak tutmak için onlarla arasında bir perde germişti. Biz, ona Cebrail’i göndermiştik de ona tam bir insan şeklinde Sûresi 19. Ayet; “Yürüyüşünde tabii ol. Sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini herhalde eşeklerin sesidir!” Sponsorlu Bağlantılar Ahzâb Sûresi 53. Ayet; Ey iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin vakitli vakitsiz Peygamber’in evlerine girmeyin, çağrıldığınız zaman girin. Yemeği yiyince de hemen dağılın. Sohbet için beklemeyin. Çünkü bu davranışınız Peygamber’i rahatsız etmekte, fakat o sizden de çekinmektedir. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz ,hem de onların kalpleri için daha temizdir. Allah’ın Resûlüne rahatsızlık vermeniz ve kendisinden sonra hanımlarını nikahlamanız ebediyyen söz konusu olamaz. Çünkü bu Allah katında büyük bir Sûresi 54. Ayet; Tıpkı daha önce benzerlerine yapıldığı gibi, kendileriyle arzuladıkları arasına bir engel konmuştur. Çünkü onlar derin bir şüphe Sûresi 32/33. Ayetler; Süleyman, “Gerçekten ben malı, Rabbimi anmamı sağladığından dolayı çok severim” dedi. Nihayet gözden kaybolup gittikleri zaman, “Onları bana geri getirin” dedi. Atlar gelince de bacaklarını ve boyunlarını okşamaya Sûresi 5. Ayet; Dediler ki “Ey Muhammed! Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz örtüler içerisindedir. Kulaklarımızda bir ağırlık, seninle bizim aramızda da bir perde vardır. O halde sen istediğini yap, şüphesiz biz de istediğimizi yapacağız.” Sponsorlu Bağlantılar Şûrâ Sûresi 51. Ayet; Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla, yahut perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderip, izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz O yücedir, hüküm ve hikmet Sûresi 23. Ayet; Nefsinin arzusunu ilah edinen, Allah’ın; halini bildiği için saptırdığı ve kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah’tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız? Sponsorlu Bağlantılar Mutaffifîn Sûresi 15. Ayet; Hayır, şüphesiz onlar, kıyamet günü Rablerini görmekten mahrum bırakılacaklardır.
Anlamı; bağlı olmak, nedensellik bağlantısı kurmak, etkisi altında kalmak. TDK bu kelimeyi “tabi olmak” deyimiyle ele alıyor ve anlamını şu şekilde açıklıyor Birinin kontrolü altına girmek, bir şeye veya bir kimseye bağlı Tabi ki ne demek?2 Tabi olmak ne demek?3 Tabi olmak ne demek tarih?4 Tabi diye bir kelime var mı?5 Tabii ki ki ayrı mı?6 Tabii ki mi tabi ki mi?7 Tâbi olmak nasıl yazılır TDK?Tabi ki ne demek?TABİİ Kİ NE DEMEK Kesinlikle öyle anlamında teyit etmek amacıyla olmak ne demek?Tabi olmak kelimesinin TDK sözlük sitesindeki anlamı şu şekildedir – Birisinin kontrolü altına girmek, bir kimseye veya bir şeye bağlı olmak ne demek tarih?Tabii olmak kelime grubu aynı şekilde bağlılık üzerinden ele alınmaktadır. Bu doğrultuda birinin buyruğu altına girmek, bağımlı olmak ya da bir şeye bağlı bulunmak biçiminde ifade edilebilir. Bu bağlamda kişi ya da dernek ile beraber kurum ve benzeri birçok unsuru üzerinden bağımlılık veya bağlılık karşılığını diye bir kelime var mı?Bu kelimenin tabii mi, tabi mi olarak yazıldığı sorgulanır. Bu kelimenin doğru kullanımı tabii şeklinde ki ki ayrı mı?Sözcüğün doğru yazımı TDK'ya göre "Tabii ki"' ki mi tabi ki mi?Olur ya da elbette gibi anlamları üzerinden kullanılan tabii ki kelimesi özellikle ki eki üzerinden merak edilir. Ayrı mı yoksa birleşik mi yazılır yazılıp yazılmadığı en önemli hususlar içerisinde yer alır. Bu doğrultuda doğru yazılışını, 'Tabii ki' biçiminde ayrı olduğunu söylemek olmak nasıl yazılır TDK?Tabi Arapça “te-be-ayn” kökünden geliyor ve “taabi” şeklinde okunuyor. Anlamı; bağlı olmak, nedensellik bağlantısı kurmak, etkisi altında kalmak. TDK bu kelimeyi “tabi olmak” deyimiyle ele alıyor ve anlamını şu şekilde açıklıyor Birinin kontrolü altına girmek, bir şeye veya bir kimseye bağlı olmak.
Kur’ân-ı Kerîm, bizleri güzel ve düzgün ifâdeler kullanmaya dâvet etmektedir. İnsanlara “kavl-i hasen” el-Bakara, 83; el-İsrâ, 53 yani en güzel sözü söylemeyi Kerîm anne-babaya karşı “öf” bile deme, onlara; قَوْلاً كَرِيماً kavlen kerîmâ el-İsrâ, 23. yani ikramkâr ve iltifatkâr söz söyle, buyurmaktadır. Fakir-fukarâya, muhtaç ve mahrumlara verecek bir şey bulamıyorsan, hiç olmazsa onlara karşı,قَوْلاً مَيْسُوراً kavlen meysûrâ el-İsrâ, 28. yani gönül alıcı, rûhu dinlendirici, tesellî edici bir söz söyle, buyurulur. Başa kakmak ve gönül incitmek sûretiyle ecri zâyî edilen bir sadakadansa قَوْلٌ مَعْرُوفٌ kavlün ma’rûfun el-Bakara, 263. yani tatlı bir söz daha hayırlıdır, buyuruyor. Kanadı kırık bir kuş gibi himâyeye muhtaç yetimlere, yakın akrabâya, yoksullara karşı yine قَوْلاً مَعْرُوفاً kavlen ma’rûfâ en-Nisâ 5, 8. yani güzel söz ve tatlı dille konuş, buyuruyor. YERİNDE VE UYGUN SÖZ SÖYLEMEK Kalbinde mânevî hastalık bulunan kimselere karşı herhangi bir töhmete, fitneye veya yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için yine قَوْلاً مَعْرُوفاً kavlen ma’rûfâ el-Ahzâb, 32. yani yerinde ve uygun bir söz söyleyin, buyuruyor. Zâlimlerin kalbini yumuşatmak içinقَوْلاً لَيِّناً kavlen leyyinâ Tâhâ, 44. yani yumuşak söz söyleyin, buyuruyor. Tebliğde sert ve haşin hitapların, menfî bir tesir hâsıl edeceğini telkîn ediyor. Bu yüzden tatlı dille, güler yüzle, nefret ettirmeden, bilâkis müjdeleyen ve muhabbeti artıran bir üslûb ile konuşmayı öğütlüyor. Yine tebliğ esnâsında قَوْلاً بَلِيغاً kavlen belîgâ en-Nisâ, 63. yani gönüllere işleyecek tesirli ve belîğ bir söz söyleyin, buyuruyor. Böylece sözümüzün tesirli olabilmesi ve gönüllere ulaşabilmesi için kalpten gelmesi gerektiğini, aksi hâlde sırf dilden çıkan ifâdelerin bir kulaktan girip diğerinden çıkacağını telkîn ediyor. Tıpkı kaldırım kenarlarında açan çiçekler gibi, gönülden gelmeyen sözlerin de tesir bakımından gayet kısa ömürlü olacağını ihtâr ediyor. TEBLİĞ VE İRŞAD ETMENİN ÜSLUBU Ayrıca tebliğ veya irşâdın sıradan sözlerle değil; belîğ yani rûha tesir edecek, güzel, hikmetli, edebî ve titizlikle seçilmiş özlü ifâdelerle yapılması da ilâhî emirler cümlesindendir. Nitekim âyet-i kerîmede buyrulur “Rasûlüm! Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle dâvet et!..”en-Nahl, 125 Ruhlar hikmete meclûbdur. Hikmetli söz, rûhun gıdâsıdır. Hazret-i Ali buyurur ki “Nükteli ve hikmetli söz ve davranışlarla ruhlarınızı dinlendirin. Zira bedenlerin yorulduğu gibi ruhlar da yorulur.” Yani mü’minin dili, ilâhî hakîkatlerin bediî ve rûhânî güzelliklerini sergileyen bir hikmet pınarı olmalıdır. Yine Kur’ân-ı Kerîm, kendimiz için doğruluk, adâlet ve hakkâniyetle muâmele görmek istiyorsak, işlerimizin ve hâllerimizin düzelip Allâh’ın bizi affetmesini diliyorsak, bizim de her hususta doğru, samimî, âdil ve hak-şinas olmamızı emrederekقَوْلاً سَدِيداً kavlen sedîdâ en-Nisâ, 9; el-Ahzâb, 70. yani doğru söz söyleyin, buyuruyor. Nitekim doğru sözlü olmak ve hiç kimseyi aslâ aldatmamak, müslümanlığımızın olmazsa olmaz bir şartıdır. Müslüman, acı da olsa, kendi aleyhine bile olsa, doğruyu söyler. Nitekim Allah Rasûlü şakalarında bile hakîkat dışı bir ifâde kullanmamışlardır. Zira O’nun doğruluk şuuru öyle bir kalbî rikkat hâline gelmişti ki bir kadının çocuğunu çağırırken “−Gel bak sana ne vereceğim!” demesi üzerine hemen kadına, ona ne vereceğini sormuş, kadın da birkaç hurma vereceğini söyleyince “−Şâyet ona bir şey vermeyecek olsaydın, sana bir yalan günâhı yazılırdı.” buyurmuşlardır. Ebû Dâvud, Edeb, 80/4991; Ahmed, III, 447 İşte hidâyet rehberimiz Kur’ân-ı Kerîm nice âyetiyle biz mü’minleri doğru, düzgün, münâsip, yumuşak ve tatlı ifâdelerle konuşmaya dâvet etmekte, bunların zıddı olan konuşmalardan da sakındırmaktadır. KUR’ÂN’IN MEN ETTİĞİ KONUŞMALAR Kur’ân-ı Kerîm, şirk ve küfür ehlinin hakîkat dışı ifâdelerinin, vebâli çok büyük söz el-İsrâ, 40., boş söz er-Ra’d, 33.ve tenâkuz dolu sözez-Zâriyât, 8. olduğunu bildirir. Başta şirk, nifak ve küfür gibi Allâh’a karşı irtikâb edilenler olmak üzere her türlü yalan sözü el-Hac, 30. de şiddetle yasaklar. Bu cümleden olarak yalancı şâhitlik yapanlara Kur’ân’ın tehdîdi gerçekten pek büyüktür. Cenâb-ı Hak, kötü sözlerinen-Nisâ, 148. ve çirkin davranışların, mazlumun hâkim önünde ifâde etmesi gibi istisnâlar hâriç, ulu-orta söylenip alâkalı-alâkasız herkese ifşâ edilmesini yasaklar. Zira bâzı çirkinliklerin anlatılıp duyurulması, onların öğrenilip yaygınlaşmasına sebebiyet verir. Edepsizlik ve hayâsızlık türünden konuşmalar da böyledir. Hadîs-i şerîfte buyrulur “Müstehcen konuşmak, münâfıklıktan bir bölümdür.”Tirmizî, Kitâbu’l-Birr ve’s-Sıla, 80 Bir de kötü ifâdelerin dile yerleşmesinden sakınmak lâzımdır. Şu kıssa bunu ne güzel îzah eder Hazret-i Îsâ yolda bir domuza rastlar. Ona; “Selâmetle yoldan çekil!” der. Yanında bulunanlar “–Bunu şu domuz için mi söylüyorsun?” diye sorarlar. O ise domuz kelimesini telâffuz etmekten ve o hayvana hitapta bile kaba bir ifâde kullanmaktan sakındığını belirtmek üzere “–Ben, dilimi çirkin sözler söylemeye alıştırmaktan korkuyorum!” cevâbını verir. Muvatta, Kelâm, 4 Lisanda gerekli gereksiz çokça tekrar olunan kelimelere “pelesenk” denir ki bu bir konuşma zaafıdır. Hele böyle bir kelime, yakışıksız veya kaba ifâdeli ise, bunun mahzûru çok daha büyüktür. Sâlih insanları incitip uzaklaştıracak bu kötü huy, mü’minlere aslâ yakışmaz. Nitekim bir hadîs-i şerîfte “Allah katında en kötü kimse, ağzının bozukluğundan dolayı insanların kendisiyle buluşmayı ve görüşmeyi terk ettiği kimsedir.” buyrulur. Buhârî, Edeb, 48 Yine Rasûlullah konuşma esnâsında kaba ve çirkin kelimelerin kullanılmasını istemez, aynı mânâyı ifâde eden farklı kelimeler varsa, edep ve nezâkete en uygun olanının tercih edilmesini tavsiye ederdi. MÜBALAĞALI YILDIZLI LAFLAR KULLANMAYI KUR'ÂN MEN EDİYOR İnsanları aldatmak için sözü allayıp pullamak, bir şeyi olduğundan farklı göstermek maksadıyla mübâlağalı ve yaldızlı lâflar el-En’âm, 112. kullanmak da Kur’ân’ın men ettiği bir konuşma tarzıdır. Mü’min, sözlerinin kolay anlaşılır olmasına dikkat etmelidir. Konuşmaktan maksadın, merâmını net bir şekilde ifâde etmek olduğunu unutmamalıdır. Tasannûya kaçmak, yani gayr-i tabiî bir sûrette süslü sözlerle edebiyat yapmaya kalkışmak ve bilgiçlik taslamak, muhâtaplar nazarındaki îtimat ve îtibârı zedeler. Sadece konuşmuş olmak için böyle davranıldığı düşüncesini doğurur. Nitekim Peygamber Efendimiz bu tip konuşmaların ilâhî gazabı celbettiğini haber vermiş ve bir defasında da şöyle buyurmuştur “Kim, insanların kalbini çelmek kendine çekmek için kelâmın şatafatlı kullanılışını öğrenir, insanları bıktırırcasına sözü gereğinden fazla uzatırsa, Allah kıyâmet günü ondan ne farz ne nâfile hiçbir ibâdetini kabul etmez!” Ebû Dâvud, Edeb, 86/5006 Bu sebeple sözü fazla uzatmadan, kısa ve öz bir şekilde ifâde etmek gerekir. İfâdelerimiz berrak bir su gibi duru, sade, fakat akıcı olmalıdır. Zira Hazret-i Mevlânâ’nın ifâdesiyle “Uzun sözü, maksadını anlatamayan söyler.” GÜZEL SÖZ SÖYLEMEK İÇİN EVVELA DİNLEMEYİ ÖĞRENMEK ŞART Lâfı uzatmak, dönüp dolaşıp aynı şeyi tekrarlamak, hem muhâtabı sıkar hem de onu anlayışsız yerine koymak olur. Buna edebiyatta “itnap” yani sözde gevezelik denir. Güzel konuşmak için, evvelâ dinlemeyi öğrenmek de şarttır. Cenâb-ı Hak, çok dinleyip az konuşması için insana iki kulak, bir dil bahşetmiştir. Gereksiz yere çok konuşmak, insanı gözden düşürür. Bir de içi boş tartışmalarla uzun uzadıya konuşup vakit isrâfından sakınmalıdır. İmam Evzâî v. 157 der ki “Allah, bir topluluğa şer murâd ederse, onlara gereksiz yere cedel tartışma kapısını açar ve onları amelden alıkoyar.” Bu yüzden gereksiz çekişmeler ve boş lâkırdılar da konuşmanın isrâfı cümlesindendir. Rasûl-i Ekrem buyururlar ki “İnsanoğlunun konuşmaları lehine değil, aleyhinedir. Ancak iyiliği emretmek veya kötülükten men etmek için yaptığı konuşmalar bunun dışındadır.”İbn-i Mâce, Fiten, 64 “Yâ Hafsa! Çok konuşmaktan sakın. Söylenen şey zikrullâh olmadıkça kalbi öldürür. Fakat Allâh’ı çokça zikret. İşte bu, kalbi diriltir.”Ali el-Müttakî, no 1896 “...Hayırlı şeyler konuşmak, sükûttan daha iyidir; sükût da kötü şeyler konuşmaktan daha iyidir.” Hâkim, III, 343; Beyhâkî, Şuab, 256/4993 Dolayısıyla nerede, ne zaman ve ne kadar konuşacağını iyi ayarlamak gerekir. Şeyh Sâdî-i Şîrâzî ne güzel söyler “İki şey akıl hafifliğini gösterir Söyleyecek yerde susmak, susacak yerde söylemek.” MUHATABIN DURUMUNA GÖRE SES TONUNU NAZİK BİR ŞEKİLDE AYARLA Ayrıca muhâtabın durumuna göre ses tonunu da nâzik bir şekilde ayarlamak îcâb eder. Çok yüksek ve bed bir sesle, kaba-saba konuşup kulak tırmalamak da, Kur’ân-ı Kerîm’in men ettiği konuşmalardandır. Âyet-i kerîmede buyrulur “Yürüyüşünde tabiî ol, sesini alçalt. Unutma ki, seslerin en çirkini merkeplerin sesidir.” Lokman, 19 Nitekim bâzı sahâbîlerin, Peygamber Efendimiz’in huzûrunda yüksek sesle konuşmaları üzerine şu ilâhî ihtar gelmiştir “Ey îmân edenler! Seslerinizi Peygamber’in sesinin üstüne yükseltmeyin! Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber’le yüksek sesle konuşmayın; yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir.” el-Hucurât, 2 Bu da büyüklerin ve hürmete şâyan kimselerin huzûrunda edeben sesi kısmak gerektiğini ifâde etmektedir. Ayrıca dili; dedikodu, gıybet, iftirâ, sû-i zan gibi çirkinliklerle de kirletmemek îcâb eder. Bunlar, kalpteki fesâdı gösteren dilin âfetleridir. MÜ'MİNİN TATLI DİLİ Velhâsıl, Kur’ân ahlâkıyla ahlâklanmış bir mü’min, açılmış bir çiçek gibi, güzelliğiyle, hoş râyihasıyla, rûhu okşamalıdır. Her sözü, rûha gıdâ olan pırlanta ifâdelerden müteşekkil olmalıdır. Sîmâsından tebessümü eksik etmemeli, tatlı diliyle dâimâ rahmet tevzî etmelidir. Şahsiyeti ve davranışları itibârıyla “ahsen, ecmel ve ekmel” kıvâmında olmalıdır. Ahsen yani her işi en güzel olmalı, etrafına dâimâ güzellik tevzî etmelidir. Ecmel yani gönle huzur ve ferahlık verecek zarâfet ve letâfette olmalıdır. Ekmel yani çok olgun, en mükemmel olmalıdır. Böylesine ideal mü’minlerin her işi ve eseri, İslâm’ın güzelliğini, ihtişâmını, estetiğini, huzûrunu ve güleryüzünü aksettirir. Hilye-i şerîfelerde nakledildiğine göre, Peygamber Efendimiz’in yüzünde nûr-i melâhat, sözlerinde selâset, hareketlerinde letâfet, lisânında talâkat, kelimelerinde fesâhat, beyânında fevkalâde belâğat vardı. Konuşması son derece tatlı ve gönül okşayıcı, kelimeleri ne fazla ne de eksik idi. Tane tane konuşur, her cümlesi, dinleyenler tarafından rahatça anlaşılırdı. Çabuk çabuk konuşarak sözlerini arka arkaya sıralamazdı. Hâsılı O, insanların en fasih, veciz ve hikmetli konuşanı, en özlü söz söyleyeni ve merâmını en doğru şekilde ifâde edeni idi. Ebû Kursâfe şöyle der “Ben, annem ve teyzem, Rasûlullah Efendimiz’e gidip bey’at etmiştik. Huzûr-i âlîlerinden ayrıldığımızda, annem ve teyzem bana –Yavrucuğum, bu zât gibisini hiç görmedik! Yüzü O’ndan daha güzel, elbiseleri daha temiz ve sözü daha yumuşak başka birini bilmiyoruz. Sanki mübârek ağzından nûr saçılıyordu.» dediler.” Heysemî, VIII, 279-280 Kaynak Osman Nuri Topbaş, Altınoluk Dergisi İslam ve İhsan
yürüyüşünde tabii ol ne demek