ÖzetBu çalışmada Oğuz Atay’ın ilk iki romanı Tutunamayanlar ve Tehlikeli Oyunlar’da yazarlık kurumunun, gerçekliğin bir temsili olarak romanın ve bu temsilin olanak/olanaksızlıklarının nasıl sorunsallaştırıldığı ele alınmaktadır. Söz konusu içerik, gecikmiş modernlik ve kültürel/dilsel sıkışmışlık Tutunamayanlarromanı Oğuz Atay'ın ilk kitabıdır. Oğuz Atay Tutunamayanlar kitabı ile 1970 TRT Roman Ödülü' nü kazanmıştır. Kitapta kullanılan dil, anlatım şekli itibariyle türk edebiyatının yenilikçi eserlerindendir. Kitap belirli bir olayı anlatmaktan ziyade izlenimler, çağrışımlar, taşlamalar ve ruhsal Tutunamayanlar, çok uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı. Hakkında sayısız yazı, makale okudum. Çünkü Tutunamayanlar üzerinde ne kadar yazılıp çizilse de tükenmeyecek bir roman. Birikimli bir okuyucu istiyor Tutunamayanlar- Oğuz Atay (Sıfır) - Çağdaş Edebiyat romanları uygun fiyatlarla ilan ve alışverişte ilk adres sahibinden.com'da sahibinden mobil uygulamasının milyonlarca kullanıcısına sen de katıl ! Oğuz Atay'ın da belirttiği gibi Hikmet Benol, Tutunamayanlar'ın başkarakteri Selim Işık'ın negatif tasviridir. William Shakespeare'in Hamlet, James Joyce'un Ulysses ve Nabokov'un Solgun Ateş eserlerinden etkilenen roman, üst kurmaca (meta-kurgu, kurgu içinde kurgu) tekniğiyle ülkemizin ilk post-modernist romanlarından biri Tutunamayanlar'ın Sesi Oğuz Atay. Yunus Gülcü · 12 Aralık 2017. Sağlığında kıymeti bilinmeyenlerden Oğuz Atay da.. İlk romanı Tutunamayanlar birçok yayınevinden “Okunmaz bu!” diyerek ret cevabı almış, nihayet bir yayınevi bulunduğunda çok kalın olduğu gerekçesiyle iki cilt halinde basılmış lâkin okura yBf1. Haberler > Tutunamayanlar'ın Unutulmaz Yazarı Oğuz Atay'ın Bilinmeyen 11 Özelliği - 1404 - 1517 Bugün Oğuz Atay'ın doğum günü. Yaşasaydı şu an 82 yaşında olacaktı ve belki de harika kitaplarıyla kütüphanemizde daha fazla yer edinecekti. Ama yine de herkesin kütüphanesinde en az bir kitabı bulunan Oğuz Atay, günümüzün en sevilen yazarlarından. Hem güldüren hem de ağlatan, hüznün içindeki mizahı bize gösteren yazar hakkında onlarca kitap yazıldı. Onlarcası da yazılacak... Biz de sizler için onun hakkında bilinmeyen 11 özelliği derledik! 1. Babası 11 sene CHP'den milletvekilliği yaptı. Babası Cemil Atay 11 yıl milletvekilliği yapmış ama kendine ait bir eve sahip olamamış bir hukukçudur. Annesi ilkokul öğretmenidir. Kendisinden küçük bir de kız kardeşi vardır. Feminist yazar Ayşe Düzkan'ın dayısıdır. 2. Çocukluktan gençlik yıllarına kadar karikatürle ilgilendi. İçine kapanık bir çocuk ve çok dürüsttür; 'Kardeşini sevmeyen var mı?' sorusuna sınıfta kaldırılan tek parmak ona aittir. Sokakta gördüklerini karikatürize ederek ailesine anlattığı çocukluk yıllarından, karikatür çizdiği gençlik yıllarına uzanan ince espri anlayışını kitaplarında da görmek mümkün. 3. Dostoyevski ve Kafka en sevdiği yazarlardı. 4. İlk romanı Tutunamayanlar'ı ilk okuyan Vüs'at O. Bener'di. Bener'in tavsiyesiyle romandan bir bölüm çıkarmıştır. Çıkan bölümden Günlük'te 'Burhan bölümü' diye bahseder ama akıbeti bilinmez. Ya değiştirerek Tehlikeli Oyunlar'da kullanmış ya da henüz gün yüzüne çıkmamış Oğuz Atay el yazmalarının içindedir. Vüs'at O. Bener, otobiyografik parçalar taşıyan kitabı Bay Muannit Sahtegi'nin Notları'nda isim vermeden özlemle Oğuz Atay'dan ve kızı Özge'den bahseder. 5. Tutunamayan karakterleri aslında kendi hayatından arkadaşlarıydı. Tutunamayanlar romanını ithaf ettiklerinden biri Sevin, hep sevdiği kadın, diğeri Ural'dır. Ural intihar eden bir arkadaşıdır ve Oğuz Atay'la yapılan bir röportajda 'Selim Işık kimdir?' sorusuna yazarın verdiği cevap 'İntihar eden bir arkadaşım, Ural var ... Belki ben varım. Adlarını yazmanın sakıncalı olacağı birkaç arkadaşım var.' şeklinde olmuştur. Yazarın karakterlerine çoğu zaman etrafındaki insanlar ilham vermiştir. 6. Orhan Pamuk gençlik yıllarında onun büyük bir hayranıydı. Orhan Pamuk 1972'de Tutunamayanlar'ı çıkar çıkmaz alır ve defalarca okur. Çıktığı hafta okuduğu bu kitap henüz edebiyatçı olmak isteyen ama Teknik Üniversite'de okuyan yirmi yaşındaki Orhan Pamuk'u derinden etkiler. 7. Kendi döneminde ödülsüz, okursuz, ilgisiz kaldı. Oğuz Atay kitabı ilk çıktığında şimdiki popülerliğinden çok uzaktı. İlk kitabının yayımlanmasını sağlayan TRT Yarışması dışında hiçbir ödül almamış, hayattayken Kenter Tiyatrosu'na oynanması için götürdüğü 'Oyunlarda Yaşayanlar' oyunu beğenilmemiş, çok kalın olduğu için ilk baskısı iki cilt yapılan Tutunamayanlar'ın ikinci cildi depoda yatmaya terk edilmiş, satışı başarısız olmuştur. 8. Kısa film yönetmenliği yaptı, filmi kayboldu. 'Beyaz Mantolu Adam' hikâyesini kısa film olarak çekmiş ama film kaybolmuş. Çetin Yalçın'ın arşivinden çıkan fotoğraf filmin final sahnesinin çekildiği plajdan. Yılmaz Güney'in Arkadaş filminin ilk üç dakikasının diyalogları da Oğuz Atay'a ait. 9. Kaybolan günlüğü Marmara Üniversitesi'nden bir öğrencide çıktı. Günlük olarak yayımlanan defter ölümünden sonra kaybolur. Gürsel Göncü adında bir öğrencinin elinden Cevat Çapan'a teslim edilene kadar defalarca el değiştirdiği ve birinci katta olan evinden çalındığı söylentileri yayılır. Cevat Çapan'a ulaşan defterden kesitler 1984'te Milliyet gazetesinde parça parça yayımlanır. Milliyet kültür sayfasında çalışan Enis Batur ve Ömer Madra günler sürecek bir Oğuz Atay dizisiyle tamamen unutulmuş bu yazarı hatırlatır. 10. "Sevinmeyin, daha ölmedim" son sözleri oldu. Ölümün Mecidiyeköy'deki arkadaşı Altay Gündüz'ün evinde yakaladığı Oğuz Atay banyodadır ve uzun süre çıkmaz, bu durumdan endişe duyan ev halkı seslenir ve 'Sevinmeyin, daha ölmedim.' cevabının muzipliğiyle gülmeye koyulurlar. Aradan bir süre daha geçer ve Oğuz Atay dışarı çıkmaz. Bunlar yazarın son sözleridir. 11. Mezarı, Edirnekapı Sakızağacı Şehitliğinde 5. adada. 'Ne ölmek nefessiz kalmaktır; ne de yaşamak nefes almaktır. Yaşamak; sevilmeyi hakeden birine yaşamını harcamaktır.' sözü gibi yüzlerce sözü söylememiştir, yazmamıştır. Asla bu kadar doğrudan ifade etmemiştir kendisini. Edememiştir. Kendisinden başka kimse olmayı becerememiştir. O yüzden Tutunamayanlar dinini kurup kutsal kitabını yazmıştır. Herkesin tutunamamasının biricikliğinin farkındadır. Kimseye kendi tutunamamışlığını övmez. Çok acı çekmiştir, çok mutlu olmuştur. Aramızdan erkenden ayrılmıştır. Mezarı Edirnekapı Sakızağacı Şehitliğinde 5. adadadır. Oğuz Atay Sözleri internet üzerinde ve sosyal medya platformlarında karşımıza çıkmaktadır. Özellikle bazı sözleri artık bir ekol haline gelen Oğuz Atay sözleri Oğuz Atay'ın kitapları ve şiirlerinden en güzel sözler paylaşılmaktadır. Sizde derlediğimiz Oğuz Atay sözleri Oğuz Atay'ın kitapları ve şiirlerinden en güzel sözlerini ve detaylarını Atay1934-1977 yılları arasında yaşamış, Türk edebiyatının usta yazarları arasındadır. Türk edebiyatına birçok eser vermiş olan yazara ait şiirler de bulunmaktadır. Oğuz Atay Sözlerine özel bir ilgisi olan hayran kitlesine sahip bir yazardır. Şiirleri hala herkesin hayran olduğu dizelerle doludur. En güzel Oğuz Atay Sözleri arasından sizde sayfanızda paylaşımlar yapabilir, dostlarınızla Oğuz Atay'ı anabilirsiniz.• 29 Temmuz 2022 - 1311 • Son Güncelleme 29 Temmuz 2022 - 1311• 29 Temmuz 2022 - 1311 • Son Güncelleme 29 Temmuz 2022 - 13111Oğuz Atay'ın Kitapları ve Şiirlerinden En Güzel SözlerÜnlü edebiyatçıya ait eserlerden en çok alıntı 'Tutunamayanlar' romanından yapılmaktadır. Oysa birçok eseri ve şiiri bulunmaktadır. Sizlere Oğuz Atay'ın Kitapları ve Şiirlerinden En Güzel Sözleri derledik. Uzun ve kısa, duygusal birçok güzel söz arasından paylaşım yapabilir, arkadaşlarınıza gönderebilirsiniz. Ayrıca profil durumlarınızda da bu güzel sözleri iyi bak, sahip çık. Kaç kişinin emeği var onda kim bilir?3İçimden şehirler geçiyor, sen her durakta duruyor, her şeyin ilacıysa, fazlası intihara girmez mi?5Zaten senin hiçin’ fesat…6İyi geçinmek iki kişinin kusursuz olmasıyla değil, birbirlerinin kusurlarını hoş görmesiyle olur…7İki kadına adamak istiyorum hayatımı. Biri “erkeğim” desin bana, diğeri sadece göstermem üzüntümü. Gündüz gülerim, geceleri yalnız ölmek istemiyorum. Yaşamak ve herkesin burnundan getirmek cam kırıklarıyla dolu doktor. Bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim çok sevdiği halde neden her defasında terkedilir. Ve beklenenler, neden hep vazgeçildikten sonra bilmezsiniz albayım, insanlık tek başına kollarımda can verdi. Yanında kimseler ve sebepsiz sevdim seni. Çünkü bir sebebi olsa, aşk olmazdı bunun başı ve sonu belliydi; hiç olmazsa ortasını ne zaman lades oynasak hep o kazandı. Kalbimdeyken nasıl aklımda evladım’ diye teselli ederdi annem beni. Söyle de içine hicran olmasın. Hicran oldu yaşantısını beğenmedim. Kendime uygun bir yaşantı da seviyorum ve yalnız seni görüyorum. Seninle ilgiliyim başka her şeyi unutuyorum. Sözün gelişi değil bu; ben sözümün eriyim başka anlamları olsaydı sözlerimin başka anlamlara uygun kelimeler bulurdum…19Sigarayı bırak artık diyordun ya bana, ben de bırakmıyordum. Çünkü senin, benim için üzülüyor olmana içten içe koyulurken, “Bu kadar yeter” dedikten sonra mutlaka bir kaşık daha yemek koyan kişiye anne’ denir. Ve o her şeye bizim bütün güzelliğimiz, yaşadıklarımızla düşündüklerimiz arasındaki acıklı çelişkinin yansımalarından ibaretti. 22Tarih bir tahriften ibarettir. Tarih, geçmişten geleceğe uzanan ve bugün gördüğümüz bir rüyadır. Bütün rüyalar gibi tarih de yorumlanabilir; ama görülürken Ve yalnızlık kelimeyle birlikte yaşadı insanın içinde, kelimeler yalnızlığı anlattı ve yalnızlığın içinde eriyip kayboldu. Yalnız kelimeler dindirdi acıyı ve kelimeler insanın aklına geldikçe yalnızlık büyüdü, dayanılmaz anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için on bin kitap okumuş olmayı isterdim dedi. Gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek; seni tanıdığıma çok sevindim kendi nedir bilir misin Olric? Nedir efendimiz? Ağaçları kesip onlardan kâğıt yapan sonra da o kâğıtlara “ağaçları koruyunuz” silgim hep kalemimden önce bitti. Çünkü kendi doğrularımı yazacağım yere, tuttum başkalarının yanlışlarını yükseğe çıkamam; bende yükseklik korkusu var. Kimseyi yarı yolda bırakamam; bende alçaklık’ korkusu ölmek nefessiz kalmaktır; ne de yaşamak nefes almaktır. Yaşamak; sevilmeyi hak eden birine yaşamını tehlikeli kelime ama’dır. Önceden söylenen her söylemi veya kelimeyi öldürür! Mesela, seni seviyorum ama gibi…30Bize öğretilen her söze inandık, yasaktır dendi kandık, hep girilmez levhalarına aldandık, bu tutulan yol yanlıştır bazı insanlar vardır; en çamurlu yerlerden bile kolalı beyaz gömleklerini ve açık renk pantolonlarını kirletmeden çıkarlar. Böyle adamlar hayatta başarıya bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen boşuna yorma, boş yere mağaramdan çıkarma beni. Alışkanlıklarımı, özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme yaralar efendim? Tutunurken öyle oldu Olric. Ya yüreğindeki yaralar efendim? Tutulurken öyle oldu Olric! Peki ya gözlerindeki suskunluk; ne efendim. Hiç dokunma. Sus senin bilinçaltı karanlıklarına ittiğin ve gerçekleşmesinden korktuğun kirli arzuların, ben senin bilinçaltı ormanlarının Tarzan’ı! Yemeye geldim seni. Benden kurtulamazsın. Ben, senin vicdan azabınım!35Öyleyse, ben de hayatımın sonuna kadar aynı yerde kımıldamadan oturacağım. Herkes istediği kadar koşsun. Beni anlayacak insan, oturduğum yerde de beni bulur…36Beni anlamalısın çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya yok hayatın. Ne yeniden yaşamak mümkün, ne de yaşadıklarını silebilmek. Önemli olan, ilk defa değil son defa acıyı biriktirmeyi seversin Olric. Sen biriktirmeyi seversin. Hadi devam et şimdi, kuru yaprakları. Deniz taşlarını. Gözyaşını. Sorulamamış soruları. Senden kalan sesleri. Yaşanamamış paylaşılmışlıkları. Birlikte harcamak üzere kalbinde biriktirilmiş zamanları ve hüznü. Ve özlemi al yalnızlığımı ört üzerine Olric. Belki o vakit bırakıp her şeyi. Gelirim bir yerlerden başlamak için yeniden…40İlk çekingenlikler ne kadar tatlıdır. Oysa insan, bu beceriksizlikleri bir an önce yenmeye çalışır. Bütün gücüyle büyüyü bozmak, buzları kırmak için bozuk para gibidir. İki seçenek vardır; yazı ya da tura. Bir yüzünü gösterirken bize diğer yüzünü zaman çekişmek nasıl bir şey bilir misin Olric? Hayır efendimiz, nasıl bir şey . Ona söyleyebileceğin o kadar şey varken susmaktır yerde söz biter. İki kişi karşılıklı kendini tekrarlamaya başlar. Yeni başlayan ilişkiler bile eskir böylece. Hemen kaçacaksın ki aklın orada çekilerken, nedense kendimizi gülümsemek zorunda hissediyoruz. Yani aslında ona bile mutluluk oyunu dostum ben en acıklı anlarımda bile güldürücü sözler bulan bir insanım, kendime acımam yaptıklarını silmeye çalıştım; mürekkeple yazılmışlar oysa. Ben kurşun kalem silgisiydim, azaldığımla gelecek planlarımı hayattan gizli yapıyorum. Sanki hayat, işini gücünü bırakıp planlarımı bozmak için her şeyi bir şans daha verme, sevgine layık olmayana. Merak etme, aşk yürek işidir ve yüreği olmayanın kalbi kırılmaz seviyorsa kaybetmekten korkar. Kıskançlık da bir kaybetme korkusudur. Kıskanmıyorsa eğer; yeterince Oğuz Atay-Tutunamayanlar Bu romanın başkahramanı Selim ve onu anlatan yakın arkadaşı ise Turgut’un dilinden anlatılanlar dan dan öteye bir yolcuğa çıkıyorsunuz. Kitabı ilk elime aldığımda 724 sayfa oluşu beni biraz ürküttü. İlk başlarda kitabı okumak beni biraz yordu ama ilerleyen sayfalarda Selim’in yazma yolunda nelerden vazgeçtiğini bilmek beni üzdü. Belirtmem gerekir ki, yazma tutkusu olan insanların mutlaka okuması gereken bir kitap diye düşünüyorum. Başkahramanımız Selim ile ilgili olarak ise günlüğüme şu notları düştüm Arkadaşlıklara hep yanlış noktadan başladığı için hep çıkmaza sürüklendi. Kendini açıklama cesareti bir türlü bulamadı. Ve hep yanlış anlaşıldı ve yanlış ilişkiler içinde bulundu. Bazı zaman kendini dinledi ama her kendini dinlediğinde kafasında oluşan birçok soruda kendini boğmak istedi. Bütün hayatı boyunca düşüncelerinden kaçmayı denedi. Sadece Tutunamayanlar diye bir söz çıkarabildi ortaya. Bir tek kelime ve unutamadığı insanları birleştiren bir kelime olduğuna inandı. Selim’i bu kitabın sayfalarında okurken çok kendime benzettiğimi itiraf etmeliyim. Selim gibi bende kendimi çoğu zaman ifade etmekte zorlanıyorum. Bazen çok yazmak istesem de beni anlatacak bir cümle ararken kendimi kaybettiğimi itiraf etmeliyim Yazdıkları için ise; Fazla üzülme edebiyat hevesi olarak kabul et gerçek sayma bunları mustarip bir ruhun çırpınmalarını ifade etmekten çok okuyucuların duygularını kötüye kullanmak isteyen acemi bir yazarın karalamaları dersin diye de not düşmeyi unutmadı. Ve sonrasın da ise unutulmayacak olan şarkılar yazdı. Diğer kahramanımız Turgut ise; Selim’in ölümü en çok onu düşündürdü. Neden öldüğüne ve neden ölmek istediğine dair bir şeyler bulmak ümidi ile eski arkadaşlarıyla buluştu ve Selim'i anlatmalarını istedi. Turgut’a göre Selim'i hiç kimse iyi anlatamıyordu ve yeni ipuçları bulması gerekiyordu. Bir gün Selim'in kız arkadaşı Günseli çıka geldi ve kendine yazılan mektupları Turgut’a verdi. O mektupları tek tek okudu ve bu sırada hayali bir arkadaş edindi adı ise Oric’ di. Oric’le Kendi kendine konuşmaya başladı. Oysa hayali kahramanını hiç kimse göremiyordu. Kendime yeni bir önsöz yazmak istiyorum. Yeni bir dil yaratmak istiyorum. Beni kendime anlatacak bir dil arıyorum diyordu. Henri Poincaré bahsediyordu. Bende Google dan araştırma yaptım Her şeyi bilmem de mümkün değil değil mi?ve hakkında şunları Poincaré ;Fransız matematikçi ve vermiş olduğu derslerin yanı sıra, yazmış olduğu çok sayıdaki yapıtla da etkili olmuştur. Türkçeye de çevrilen "Bilimin Değeri" ve "Bilim ve Varsayım" gibi bilim felsefesiyle ilgili kitapları bunlardan sadece birkaçıymış. On Emir den bahsediyordu. On Emir; Musa’ya Sina Dağı'nda Tanrı tarafından 2 taş tablet üzerinde verildiği söylenen bir dizi dini ve ahlaki öğretiler bütünüymüş. İşte bu Emirler; Karşımda başka ilahların olmayacak. Kendin için oyma put, yukarda göklerde olanın yahut aşağıda yerde olanın yahut yerin altında sularda olanın hiç suretini yapmayacaksın, onlara eğilmeyeceksin ve onlara ibadet etmeyeceksin. Yehova'nın, Rab'ın ismini boş yere ağıza almayacaksın. Sebt gününü takdis etmek için onu hatırında tutacaksın. Altı gün işleyeceksin ve bütün işini yapacaksın, fakat yedinci gün Allah'ın Rab'e Sebttir. Sen ve oğlun ve kızın, kölen ve cariyen ve hayvanların ve kapılarında olan garibin hiçbir iş yapmayacaksınız. Çünkü Rab gökleri, yeri ve denizi ve onlarda olan bütün şeyleri altı günde yarattı. Babana ve anana hürmet edeceksin. Öldürmeyeceksin. Zina etmeyeceksin. Çalmayacaksın. Komşuna karşı yalan şahitlik yapmayacaksın. Komşunun evine tamah etmeyeceksin, komşunun karısına yahut kölesine yahut cariyesine yahut öküzüne yahut eşeğine yahut komşunun hiçbir şeyine tamah etmeyeceksin. Diyor. Moliere bahsediyordu. Moliere; Fransız oyun yazarı ve oyuncu. Oyunlarının tümünü, yayımlamak amacıyla değil, oynanmak amacıyla yazmış. Moliere komedisinin çağı için çok yeni bir kavramı, saçmalık kavramını öne çıkarmasını sağlamış. Eğer bir söz ya da olay, her türlü akılcılık sınırını aştığı halde bizi güldürüyorsa, Moliere'e göre burada akılla budalalık sürekli yer değiştiriyor demiş. da De Gaulle fıkrasından bahsediyor. De Gaulle fıkrası; Fiat fabrikasında çalışan bir işçi… O zamanki Sovyet lideri Krusçev resmi bir ziyaret için İtalya’ya gelmiş. Programda Fiat tesisleri de var. Fabrikanın tezgâhları arasında dolaşırken Carlo’ya rastlamış. Herkesin gözü önünde ”Vay Carlo…” diye sarılıp kucaklaşmış. Orada ayaküstü sohbet etmişler. Tüm protokol bu dostluktan şaşkın… Konuk gittikten sonra patron Carlo’yu çağırıp, Krusçev’i nereden tanıdığını “Hiiç” demiş. ”Ben eskiden komünisttim… 1 Mayıs kutlamaları için parti beni Moskova’ya göndermişti. Orada tanışmıştım.” Olay unutulmuş. Üç beş ay sonra bu kez Amerika başkanı Nixon gelmiş İtalya’ya. Yine aynı program ve fabrika ziyareti. Tezgahların arasında ”Vay Carlo..Vay Nixon..” muhabbeti… İyice meraklanan patron ziyaretten sonra Carlo’yu yine çağırtmış. Soru da cevap da aynı; ”Bir ara Amerika’ya göç etmeye kalkıştım. New York’ta başım polisle belaya girdi.. Bu Nixon o zaman çiçeği burnunda bir avukattı. Beni o savunmuştu..” Olay bu kadarla kalsa iyi.. İki ay sonra Fransa başkanı De Gaulle ziyaretinde de aynı manzara yaşanınca Patron Agnelli derin bunalımlara girmiş. Kendisini tanıyan yok. Yanında çalışan Carlo’nun uluslararası çevresi var. - De Gaulle’ü nereden tanıyorsun? - Nazilere karşı Paris’te yeraltı savaşı yapıyorduk… Özel kuryesiydim.. - Sen herkesi tanır mısın? - Evet, hemen hemen… Patron iyice hırslanmış. - Neredeyse Papa da arkadaşım diyeceksin. Carlo gülmüş. ”Tabii. Yakın arkadaşımdır.” Çıldırma noktasına gelen Agnelli haykırmış - İspatla… İspatlayamazsan kovarım… Carlo - Tamam, bu pazar ayininde Vatikan meydanında olun. Papa balkondan halkı takdis ederken ben yanında olacağım.. Patron pazarı iple çekmiş. Vatikan’da Papayı bekleyen kalabalığın arasına karışıp beklemeye başlamış. Bir süre sonra Papa balkona çıkmış. Yanında Carlo… Kalabalığa bakıp, patronunu bulmaya çalışıyor. O sırada bir kargaşa olmuş. Biri bayılmış. Carlo bayılanın kendi patronu olduğunu görünce Papaya ”Bana müsaade” deyip meydana koşmuş. Agnelli yerde yatıyor. Bir iki kişi de ayıltmaya çalışıyor. Carlo çevresindekilere, ”Bu benim patronumdur; ne oldu?” diye sorunca biri cevap vermiş - Siz Papa ile balkona çıktığınızda bunun önünde iki Japon turist vardı. Japonlardan biri senin patronuna döndü. “Şu sağdaki bizim Carlo, ama yanındaki kim?” diye sorunca seninki düşüp bayıldı. de Cyrano de Bergerac bahsediyor. Cyrano de Bergerac; 17. yy’ da yaşamış Parisli şair, oyun yazarı ve silahşor Savinien Cyrano de Bergerac'ın gerçek hayat öyküsünden esinlenilerek Fransız şair ve oyun yazarı Edmond Rostand tarafından yazılmış ünlü bir sahne eseriymiş. da Dorian Gray - Lord Henry'nin Hazcılık dan bahsediyor.. Hazcılık veya Hedonizm, Kirene Okulu'nun, yani Sokrates'in öğrencisi Aristippos'un 435-355 öğretisiymiş. Hazzın mutlak anlamda iyi olduğunu, insan eylemlerinin nihai anlamda haz sağlayacak bir biçimde planlanması gerektiğini, sürekli haz verene yönelmenin en uygun davranış biçimi olduğunu savunan felsefi görüşmüş bu ilgili düşüncelerinden etkilenen yakışıklı genç adam. Ahlaki veya ahlaksız bütün zevklere açık hale gelmeye başlarmış. ise şu cümlelerinin altını çizdim. Altını çizme nedenim ise İnsanoğluna güzel bir öğüt oluşuydu. Ne yazık onlara ki çıkarlarına dokunulmadıkça doğru yola gitmezler ve Allah'ın kendilerine sunacağı nimetleri bilmezler. Ne yazık onlara ki kalpleri temiz olmadığı için herkesi kötü sanırlar ve günahsıza ve günahkâra bir fark gözetmeden kötülük ederler. Ne yazık onlara ki duygulu çekingenliği korkaklık, samimiyeti yaltaklanma ve yardımı bir baskı sayarlar. Ne yazık onlara ki kendilerine açılan saf bir kalbi zaaflarından istifade edilecek, istismar edilecek bir akılsız sayarlar. Onların geleceği yaratan insanlar arasında yeri yoktur. Unutulacaklardır. de yer alan bu paragraf kendimizi irdelememiz ve güzel yanlarımıza bakmamız gerektiğini önümüze sunan bir hayat dersi niteliğinde olmuştur. “Sonu gelmez şövalye romanları gibidir bu yaşantı en zor anlarda daima açık bir kapı bulunur girip saklanacak. Ne gördün bütün kapıların birer birer kapandığı bu dünyada? Hangi kusurunu düzeltmene fırsat verdiler? Son durağa gelmeden yolculuğun bitmek üzere olduğunu haber verdiler mi sana? Birdenbire “buraya kadar "dediler. Oysa bilseydin nasıl dikkatle bakardın istasyonlara; pencereden görünen hiçbir ağacı, hiçbir gökyüzü parçasını kaçırmazdın. Bütün sularda gölgeni seyrederdin. “ En son altını çizdiğim bu paragrafla kitap özetimi bitirmek syf olan bu kitap ve bana düşündürdükleri için aslında özeti bu kadar kısa olmamalı diye düşünüyorum. Herkesi de bu kitabı mutlaka okumalı diyorum. Bana çok şeyler kattı, size de çok şeyler katabilir. “Düşüncelerine büyük bir içtenlikle bağlıydı. Herkesi de öyle sanıyordu. Bu içtenlik düşünmeyi meslek edinenlerin içtenliğinden çok farklı bir duyguydu. Mesleği sevmek gibi değil, hayatı sevmek gibi bir duyguydu. “ Oğuz Atay/Tutunamayanlar Tutunamayanlar, Oğuz Atay tarafından yazılan modernist bir eserdir. Ayrıca Tutunamayanlar olay örgüsü bakımından postmodern bir eserdir. 1950-1980 arası Türk edebiyatının ürünüdür. Tutunamayanlar, Türk edebiyatı tarihinin en önemli eserlerinden biridir. Türk romanında modernizmden postmodernizme geçişi sağlayan yapıttır. Tutunamayanlar’da, insanın yaşadığı toplumla, o toplumun değerleri ve yaşam biçimiyle uyuşamaması ve bunun doğurduğu çıkışsızlık anlatılır. Eser, Türk edebiyatında ciddi manada ilk postmodern deneme özelliğini taşıyor. Bu nedenle, olay örgüsü ve gerçeklik modernist roman sınırlarından uzaklaşmış, âdeta ufalanmış. Romanda bildiğimiz tarzda bir olay örgüsü bulmak imkânsız. Metinler arasılık tekniği, postiş ve leitmotifler sayesinde roman, gerçeğin yıkılışına tanıklık hangi bakış açısıyla yazılmıştır?Romanda genel olarak hâkim bakış açısı birden fazla anlatıcı, birden fazla anlatım tekniğiyle birlikte yer alır. Romanda ağırlıklı olan ses genellikle “olayları üstten izleyerek özellikle başkişinin ve çevresindeki kişilerin düşüncelerini ve duygu dünyalarını açıklayan” hakim bakış SOYSAL EŞİTTİTutunamayanlar, modernizmle postmodernizmin dönüşümünü gerçekte doğru olmadığını bildiğimiz birçok bilgi var. Örneğin Gogol’un intiharından bahsediliyor. Aslında Gogol’un intihar etmemiştir. İşte, edebiyatın gerçekle ilişkisini ortaya koyan güzel örnekler bunlar. Edebiyat ne bir haber getirici ne de bir eğitimcidir. Kısacası anlatıcı, realiteyi ortaya koymak gibi bir sorumluluk hissetmemelidir. Anlatının en önemli kamçılayıcıları ironi ve çarpıtmadır. Bu iki sihirli kavram postmodern romanın okunduğu anda estetik bir hazza ulaştırmasını sağlar. Artık geleneksel ve modern olan yıkılmıştır. Olay gerçeğin içine gömülmüş, kaybolmuştur. Tabii bu romanda realitenin tamamen kaybolduğu anlamına gelmez. Romanın gerçeği kendi içerisinde tutarlılık gösteren bir boyuttur. Boyutlar arasındaki zıtlıklar ve yanlışlar, küçük bir “hikâye içerisinde hikâye” ile gerçekliğe Selim gerek Turgut gerekse diğer karakterlerin ortak noktası; modern dünyanın ikiyüzlülüğü ile başa çıkamayan insanlar, tutunamayan kişiler olmaları. Romanın 254. sayfasında bu durum şu şekilde dile getiriliyor “Gerçekle düş birbirine karışıyor, yalanın nerede bittiğini anlayamıyoruz. Tutunacak bir dalımız kalmıyor. Tutunamıyoruz.”Tutunamayanlar Romanının Özellikleri ve Sık Sorulan SorularOğuz Atay’a ait Tutunamayanlar romanı ile ilgili sık sorulan soruları yanıtladığımız bu bölümde, bu romanı modernist roman tekniği açısından ele adlı metinde yazara özgü dil ve anlatım özellikleri nelerdir?Oğuz Atay bu eserde uzun paragraflar kullanmıştır. Aynı zamanda konular arasında hızlı geçişler yapmıştır. Bu özellikler modernist ve postmodern romanların genel yapısında mevcuttur. Tutunamayanlar etkilendiği anlayışlar gereğince kişi, mekan ve zaman unsurlarını belirsizleştirme eğilimindedir. Bu sebeple anlatım içerisinde kişisel özelliklerle ilgili betimlemeler daha ziyade duygu dünyasına yöneliktir. Eserde kullanılan dil yaşayan olay akışını yönlendiren temel çatışma nedir?Tutunamayanlar romanına baktığımız zaman buradaki temel çatışmanın insanın hayatta kendini değerli hissetmesi ya da hayatın içerisinde kendine bir yer edinememesi olduğunu görüyoruz. Zaten bu romanın ismine de yansımış Tutunmak ya da tutunamamak. Farklı olmak, toplum tarafından dışlanan bir kişi olmak veya toplumda saygı gören ve yaptıklarıyla önemli addedilen bir kişi olmakla eşdeğerdir. Çünkü toplum tarafından benimsenmeyen farklılıklar daima dışlanır. Değer gören farklılıklar ise yüceltilir. Biz durum buna Kısacası metinde ötekileşme-kabul görme çatışması ruh hâlinde meydana gelen değişimi metinden hareketle nasıl açıklayabiliriz?Turgut’un ruh halindeki meydana gelen değişimi açıklarken en önemli husus onun hayatta değer verdiği kişilerin aslında toplumda değer görmeyen kişiler olduğunu anlamasıdır. Bunu anladığında toplum içerisinde edindiği kendi rolünü de sorgulamaya başlamıştır. Böylelikle hayata ve insanlara karşı olan güvenini de kaybetmiştir. Demek ki farklı karakterler üzerinden empati yoluyla hayatta değer görmenin önemini algılayan ama toplum tarafından değer görmediğini hisseden bir roman kahramanından arkadaşı Burhan’la karşılaştığında Turgut’un neler hissettiğini ve düşündüğünü söyleyebiliriz?Turgut, Selim’in arkadaşıyla karşılaştığı zaman Selim’i hatırlamıştır. Aslında burada Selim’in arkadaşı Burhan tam olarak Selim’in bir semboldür. Burhan, bu yönüyle çıkışsızlık ve yaşam karşısındaki kaybedişi temsil adlı metindeki açık ve örtük iletiler nelerdir?Eserdeki temel ileti, bağlanma ve ait hissetmenin insan için fıtrata ait bir gereksinim olduğudur. Bu mesaj romanın farklı yerlerinde örtük ve açık iletilerle karşımıza çıkar. İnsan gelenek ve modernite arasında kaldıkça çıkışsızlığa sürüklenir. İşte Tutunamayanlar romanının kahramanları da bu çıkışsızlığı en derinden modernist teknikler nelerdir?Eserde iç konuçma Olric karakteri ile somutlaştırılmıştır. Ayrıca sıkça geriye dönüş, metinler arasılık ve bilinç akışı tekniklerinden ile ilgili anlatıcı ve bakış açısının çeşitliliğinin sebebi nedir?Bunun sebebi hayatın çok farklı açılardan değerlendirilmesidir. Bu yapılırken empati ve psikolojik çözümleme tekniklerinden romanında ne anlatılıyor?“Tutunamayanlar” romanında intihar eden Selim’in ölümünden sonra Turgut Özben’in yaşadıkları bahsedilen tutunamayan kitle, hayatı boşlayıp düşünmeden yaşayan insanlar değildir. Tam aksine, düşünmeyi düşündüren acıların ortaya çıkardığı bir zümredir bu. Ancak bir gerçek vardır. İnsan ne kadar düşünürse düşünsün hiçbir zaman dünyanın insanı baskılayan çeperi yok olmayacaktır. Tutunamayan zümrenin temel özelliği, anlamın bir işe yaramadığını düşünüp anlamsız ve absürt olanı özellikle seçmektir. Romanın 631. sayfasında bu durum şöyle anlatılıyor “Bu deftere anlamsız sözler yazmak istiyorum artık. Aklımı kullanmaktan ve anlaşılmaya çalışmaktan bıktım. Hiçbir zaman da anlamlı olmayı becerebildiğimi sanmıyorum.”“Tutunamayanlar”da ön plana çıkan bir diğer özellik, iç seslerin çok iyi bir şekilde kullanılıp Olric gibi bir “id”, “ego” çarpışmasını simgeleyen karakterin romanda yer almasıdır. “Tutunamayanlar” süperegolarını yok etmeye çalışan kişilerdir. Ancak bu süperegonun yok olmasının kendilerine sağlayacağı yarar-zarar konusunda da kararsız kalmışlardır. Bunun için romanın geneline sinmiş derin bir gerilim vardır. İnsani şablonlar ve toplum şablonları arasındaki derin farklar, anlatıcının zihninde büyük dengesizlikler oluştrmaktadır. Anlatıcı, sürekli bir bekleme hâlindedir. Bazen korkuyu, bazen ölümü, bazen ne olduğunu bilmediği bir duyguyu beklemektedir. Ancak bir gerçek vardır ki, beklediklerinin hiçbiri gerçek bir tahayyül değildir. Biri hariç Atay’ın hayat hikâyesine baktığımızda, onun hayatında yaşadığı sağlık sorunlarının bu romanda da kendini gösterdiği anlaşılmaktadır. Atay, hastalığı konusunda bir hayli bilgi sahibi olmalı ki, romanındaki umutsuzca beklenti tiratlarında, uzun uzun tıbbî terimlerden yararlanmaktadır. Belli ki, ölüm korkusu onda tarifi mümkün olmayan bir hissiyat uyandırmaktadır. Bu anlamlandırılamayan dünyadan sessiz bir kaçıştır. Nitekim kitabın 613. sayfasında bu durum şöyle anlatılır “İyileşmek istemiyorum. Artık bu kadarını ümit edemiyorum. Göğsümde sıkışıp kalmış korkuyu atabilsem yeter bana.”Tutunamayanlar için dünya bir eziyet yuvasıdır. Anlatıcı bu durumu şu sözlerle dile getirir “Yüzünüze bakar bakmaz, gözlerinizin ifadesinden, size eziyet etmenin onlar için faydalı olacağını görüyorlar.” s. 661 Tutunamayanlar, aslında dünyayı önemsemez gibi görünseler de; bu kabullenilmiş bir çaresizlikten başka bir şey değildir. Bu durum yer yer kendini gerçekleştiren bir kehanet hâline gelir. Ancak, diğer insanlardan olaylar karşısında alınan en ufak bir tepki, bu insanlar için önemlidir “Söyler söylemez unuttuğumbir sözün onu aylarca ilgilendirmesinden gururlandım.” s. 666Yazımızı, Atay’ın romanın 671. sayfasındaki şu sözleriyle bitiriyoruz. Gerisi size kalmış…“Biri yüzüme bakıp acıklı şeyler anlatacak diye titriyorum.”Ensar KILIÇBu yazının tüm hakları ait olup, yazı izinsiz kullanılamaz.ÖzetBaşlıkTutunamayanlar Oğuz Atay Romanı Hakkında İlk postmodern romanAçıklamaTutunamayanlar, Türk edebiyatı tarihinin en önemli eserlerinden biri. Eser, Türk edebiyatında ciddi manada ilk postmodern deneme özelliğini taşıyor. Bu nedenle, olay örgüsü ve gerçeklik modernist roman sınırlarından uzaklaşmış, âdeta KILIÇYayımlayanSimit Çay Edebiyat AkademikLogo Oğuz Atay - Tutunamayanlar Kitabı Hakkında Bilgi ve Özeti Arka Kapak Tutunamayanlar, Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biridir. Berna Moran, Oğuz Atayın bu ilk romanını "hem söyledikleri hem de söyleyiş biçimiyle bir başkaldırı" olarak niteler. Morana göre "Oğuz Atayın mizah gücü ve duyarlılığı ve kullandığı teknik incelikler, Tutunamayanları büyük bir yeteneğin ürünü yapmış, eserdeki bu yetkinlik Türk romanını çağdaş roman anlayışıyla aynı hizaya getirmiş ve ona çok şey kazandırmıştır." Küçük burjuva dünyasını ve değerlerini zekice alaya alan Atay, "saldırısı tutunanların anlamayacağı, rededeceği türden bir romanla yapar." Oğuz Atay ve Tutunamayanlar Kitabı Hakkında Bilgi Yayınlandığı 70’li yıllarda ilgi görmeyen Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar adlı romanı 90’lı yıllarda her entelektüelin kitaplığında bulunması gereken zorunlu bir klasik halini almıştı. Bugün ise Tutunamayanlar entelektüel çevrenin yeni baştan ilgi odağı olmuş durumda. Romanın dönemsel zamanlarda zirveye oturma sebebini “Modernlik ve post modernlik arasında sıkışıp kalmış günümüz Türk edebiyatındaki boşluğu Oğuz Atay Yazarlığı’ ile doldurabilme çabası” olarak görüyorum. Atay, bugün yaşamış olsaydı eğer, yıllar sonra tutunabilmiş olmanın sevincini duyumsardı içinde. Çünkü “Tutunamayanlar” bilinçaltından bilinç seviyesine çıkan bir “Tutunabilme Çabasını” anlatıyor. Birçok eleştirmen ağız birliği etmişçesine kitabın, Türk aydınını eleştiren bir yapıya sahip olduğunu dile getirmekte. Bu kısmen doğru olsa da kitap gerçekte “Tutunamayanlar”ın bir romanı. Kitap, salt konusunun dışında deneme ve değinme türünün de sıklıkla kullanıldığı çok katmanlı bir yapıya sahip. Hiciv ve ironik çeşitliliğin son derece cömert kullanıldığı tam bir mizansel. Mizahın zihinleri zorlayan etkisi ve yarattığı karmaşık yapıyla dikkatli bir okur yaratmaya çalışan, olağanüstü bir roman. “Tutunamayanlar”, romancılığın belirli kalıplar içinde yani roman kurgusunun ve yazım tekniğinin belirli kurallar bütünü ve dizaynına uygun aynı formayı giyen futbolcular gibi tek bir model ve biçimde olması gerektiğini sanan yazar ve eleştirmenlere eşsiz bir örnek, basit bir tabirle edebi bir -kapak- niteliğinde. Dünya edebiyatında kuraldışı tekniklerle edebiyatın zirvesine oturmuş birçok eser mevcutken bu yönüyle Tutunamayanlar romanı Türk edebiyatındaki tek örnek sayılabilir. Oğuz Atay’da romanını kendi özgür alanı olarak seçmiş ve dilediği gibi işlemiştir. Romanın bugün küt halini alması onun kaleminin gücünü gün yüzüne çıkartmaktadır. Peki, kimdir bu “Tutunamayanlar” romanının yazarı? Neden böyle bir kitap yazmaya ihtiyaç duymuş? Yoksa bu bir “Tutunabilme Çabası mı?” Tüm bu soruların cevabı ise kitabın içinde mevcut. Oğuz Atay 1957 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Fakültesi’nden mezun olur. 1970 yılında TRT Sanat ödülleri yarışmasında “Tutunamayanlar” romanı başarı ödülü kazanmış olan Atay, Mühendislik Fakültesin’den mezun olduktan 3 yıl sonra İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi şimdiki Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Bölümü’nde öğretim üyeliği yapar. 1975’te ise doçentliğe yükselir. Çeşitli dergi ve gazetelerde makale ve söyleşileri yayımlanmaya devam eder. Kendisi gibi bilim adamı olan Prof. Dr. Mustafa İnan’ın yaşamöyküsünü anlattığı “Bir Bilim Adamının Romanı” adlı eseri 1975’te yayımlanır. Aynı yıl “Korkuyu Beklerken”, “Oyunlarla Yaşayanlar” adlı romanları yayımlanır. Hayattayken yazdığı fakat yayımlanmadan hayatını kaybettiği “Günlük” adlı kitabı 1987’de “Eylembilim” ise 1998’de yayımlanır. 1972’de yayımlanan ilk romanı “Tutunamayanların” devamı niteliğinde olan “Tehlikeli Oyunlar” ise 1972’de yayımlanmıştır. Kahramanları Selim Işık, Turgut Özben, Süleyman Kargı, Metin Kutbay, Nermin Özben, Günseli Ediz, Olric Konusu Yayınlandığı 70’li yıllarda ilgi görmeyen Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar adlı romanı 90’lı yıllarda her entelektüelin kitaplığında bulunması gereken zorunlu bir klasik halini almıştı. Bugün ise Tutunamayanlar entelektüel çevrenin yeni baştan ilgi odağı olmuş durumda. Romanın dönemsel zamanlarda zirveye oturma sebebini “Modernlik ve post modernlik arasında sıkışıp kalmış günümüz Türk edebiyatındaki boşluğu Oğuz Atay Yazarlığı’ ile doldurabilme çabası” olarak görüyorum. Atay, bugün yaşamış olsaydı eğer, yıllar sonra tutunabilmiş olmanın sevincini duyumsardı içinde. Çünkü “Tutunamayanlar” bilinçaltından bilinç seviyesine çıkan bir “Tutunabilme Çabasını” anlatıyor. Birçok eleştirmen ağız birliği etmişçesine kitabın, Türk aydınını eleştiren bir yapıya sahip olduğunu dile getirmekte. Bu kısmen doğru olsa da kitap gerçekte “Tutunamayanlar”ın bir romanı. Kitap, salt konusunun dışında deneme ve değinme türünün de sıklıkla kullanıldığı çok katmanlı bir yapıya sahip. Hiciv ve ironik çeşitliliğin son derece cömert kullanıldığı tam bir mizansel. Mizahın zihinleri zorlayan etkisi ve yarattığı karmaşık yapıyla dikkatli bir okur yaratmaya çalışan, olağanüstü bir roman. “Tutunamayanlar”, romancılığın belirli kalıplar içinde yani roman kurgusunun ve yazım tekniğinin belirli kurallar bütünü ve dizaynına uygun aynı formayı giyen futbolcular gibi tek bir model ve biçimde olması gerektiğini sanan yazar ve eleştirmenlere eşsiz bir örnek, basit bir tabirle edebi bir -kapak- niteliğinde. Dünya edebiyatında kuraldışı tekniklerle edebiyatın zirvesine oturmuş birçok eser mevcutken bu yönüyle Tutunamayanlar romanı Türk edebiyatındaki tek örnek sayılabilir. Oğuz Atay’da romanını kendi özgür alanı olarak seçmiş ve dilediği gibi işlemiştir. Romanın bugün küt halini alması onun kaleminin gücünü gün yüzüne çıkartmaktadır. Peki, kimdir bu “Tutunamayanlar” romanının yazarı? Neden böyle bir kitap yazmaya ihtiyaç duymuş? Yoksa bu bir “Tutunabilme Çabası mı?” Tüm bu soruların cevabı ise kitabın içinde mevcut. Oğuz Atay 1957 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Fakültesi’nden mezun olur. 1970 yılında TRT Sanat ödülleri yarışmasında “Tutunamayanlar” romanı başarı ödülü kazanmış olan Atay, Mühendislik Fakültesin’den mezun olduktan 3 yıl sonra İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi şimdiki Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Bölümü’nde öğretim üyeliği yapar. 1975’te ise doçentliğe yükselir. Çeşitli dergi ve gazetelerde makale ve söyleşileri yayımlanmaya devam eder. Kendisi gibi bilim adamı olan Prof. Dr. Mustafa İnan’ın yaşamöyküsünü anlattığı “Bir Bilim Adamının Romanı” adlı eseri 1975’te yayımlanır. Aynı yıl “Korkuyu Beklerken”, “Oyunlarla Yaşayanlar” adlı romanları yayımlanır. Hayattayken yazdığı fakat yayımlanmadan hayatını kaybettiği “Günlük” adlı kitabı 1987’de “Eylembilim” ise 1998’de yayımlanır. 1972’de yayımlanan ilk romanı “Tutunamayanların” devamı niteliğinde olan “Tehlikeli Oyunlar” ise 1972’de yayımlanmıştır. Özeti Turgut Özben, evli ve İki çocuk babasıdır. Mühendistir ve rahat bir hayatı vardır. Selim’in intiharından sonra, bir dönüşüm sürecine girecek, kendi benliğini sorgulamaya başlayacaktır. 1933 doğumlu ve çocukluğu İkinci Dünya Savaşı’nda geçmiş biridir. Aydınlanmaya üniversite yıllarında başlar ve en çok örnek aldığı kişi ise Selim’dir. Onun gibi çok okumaya özenip okumadığı birçok kitap almıştır. Fakat iş hayatına atılıp evlenince birincil amacı para kazanıp rahat bir hayat sürmek olmuştur. Fakat Selim’in intiharı onu altüst eder ve arkadaşının hayatını araştırarak bir nevi benliğini bulmaya çalışır. Nitekim intiharı bir gazete haberinden öğrenir ve çok sarsılır. Turgut daha sonra Selim’in günlüğünü bulur. Günlüğü okudukça Selim’i intihara sürükleyen sebepler bir bir ortaya çıkmaya başlar. Selim’in son zamanlarında “Türk Tutunamayanları Ansiklopedisi” hazırladığı anlaşılır. Hüsnü Ergeç, Ahmet Çekingen, Nazmiye Erdoğdu yazdığı bazı tutunamayan’ karakterlerdi. Turgut bu ansiklopediyle sonuca ulaşır. Selim toplum tarafından kabul edilmeyen, farklı bir kişiliktir. Selim’in tabiriyle bir tutunamayandır. Böylece Turgut kendisinin de bir tutunamayan olduğuna karar verir. Sonunda da trende tanıştığı birine yazdıklarını verir ve ortadan kaybolur. Romanda, Turgut’un kendi iç sesini dinlemeye başladığında hep Olric’e başvurur. Olric devamlı efendimiz’ diye hitap eder Turgut’a. Romanın sonunda ise Turgut sadece Olric’le yaşamaya karar verir ve hayattan çıkıp gider.

oğuz atay tutunamayanlar uzun özet